Doktor Ömer Coşkun’un formülü olan setlerle sağlığına kavuşan ve yaşam kalitesi artan birçok hasta mevcuttur. Netice alan hastalardan örnekler verebiliriz. Siz de hastalıklarınızda şifalı bitki ve bitki özlerinden faydalanmak istiyorsanız danışmanımız olan Doktor Ömer Coşkun'a iletişim sayfamızdaki telefon ve mail adreslerinden ulaşabilirsiniz. Kullandığınız tıbbi ilaçlara vs. karışmıyoruz, biz doğal destek ürünleriyle yardımcı oluyoruz.
Ayrık Kökü: Diüretik, Romatizma ve Gut da iyileştirici özelliktedir. Üriner sistemde kum ve taş düşürücü, üre miktarının azaltılması, ayrıca Sistit ve Nefrit de tedaviye yardımcı niteliktedir.
Isırgan Yaprağı: Ağrı dindirici, kan temizleyici, idrar söktürücü, gut ve raşitizm, bakterileri gelişmesini önleyici, ishal, kan kesici, mide ve bağırsak iltihabı, damar sertliği ve kansızlıkta önemlidir.
Söğüt Kabuğu: Ağrı kesici, romatizma ve mafsal iltihabı, felç, kalp krizi, kanı sulandırıcı ve damar sertliğini önleyicidir.
Ardıç Tohumu: Romatizma, gut, ödem, ağrı kesici, albümin fazlalığı, diüretik, idrar yolları iltihabı, damar sertliği ve böbrek - mesanede kum ve taş düşürücü özelliktedir.
Hasalban: Diüretik, gut ve romatizma, ödem safra artırıcı, sakinleştirici, sindirime yardımcı, idrar yolları taşı, karaciğer hastalıkları, ruhsal yorgunluk ve iktidarsızlıkta kullanılır.
Civan Perçemi: Romatizma, idrar söktürücü, genel yorgunluk, sindirim ve kan dolaşımı düzenleyici ve sakinleştirici özelliklere sahiptir.
Funda Yaprağı: Antiromatizmal, romatizmayı iyileştirici, raşitizm, gut, nikris, nevralji, üriner sistem antiseptiği, safra söktürücü, mafsal ağrılarında iyileştiricidir.
Kereviz Tohumu: Romatizma, ödem birikimi, gut, idrar söktürücü, mafsal ağrılarında iyileştiricidir.
Labada Kökü: Kronik romatizma, akciğer enfeksiyonları, diabet, egzama ve kuvvetlendirici tonik etkisi vardır.
Ceviz Yaprağı: Romatizma, mafsal ağrıları, raşitizm, kemik hastalıklarında, kronik bronşit ve diabet de tedavi edici özelliğe sahiptir.
Böğürtlen Yaprağı: Mafsal romatizması, ağrı kesici, kuvvetlendirici tonik, kan temizleyici, ve kanda ürenin düşmesine yardımcı özellik taşır.
Kırk Kilit: Eklem romatizması, kemik ağrıları, metabolizma güçlendirici ve diüretik özelliktedir.
Hind Kestanesi: Romatizma ve mafsal ağrıları, üriner sistem faaliyetlerini artırıcı, varis ve flebite etkilidir.
Karabaş Kekik: Romatizmayı önleyici, ağrı kesici, midevi, antidiabetik ve solunum sistemi hastalıklarında iyileştirir.
Tedavilerimiz ve sonuçları
Genel anlamda kas, kemik, eklemler ve kıkırdak, sinir, damar, yağ dokusuna doğal destek sağlıyoruz.
25 Şubat 2010 Perşembe
Herbalist Ömer Coşkundan Tansiyon ve Şeker için Şifalı Bitkiler
Dünyada tahmini 145 milyon insan diyabet hastasıdır ve tahminler, bu rakamın, 2020 yılı itibariyle 290 milyona ulaşacağını ileri sürmektedir. Daha da şaşırtıcı olan şey bu insanların üçte birinin hasta olduklarını bilmemeleridir. Türk toplumunun yaklaşık % 8 i şeker hastasıdır. Şeker hastalığı (ya da tıptaki adıyla Diabetes Mellitus), vücudumuzda insülin hormonunun hiç üretilememesine, vücudun ihtiyacını karşılayacak kadar üretilememesi, ya da üretilen insülinin yeterince etki gösterememesine bağlı olarak ortaya çıkar. İnsülin pankreas denilen midemizin arkasında yer alan bir organımızdan kan dolaşımına verilir. Normalde vücuda yemeklerle aldığımız besinler parçalanarak, vücudun başlıca yakıtı olan şekere dönüştürülür ve kan dolaşımına geçerek kan şekerini yükseltir. Kan şekeri yükselmesi de pankreastan insülinin kana geçmesini arttırır. İnsülinde kanda dolaşan şekerin vücudumuzdaki hücrelere alınarak kullanılmasını ve vücudumuzun ihtiyacı olan enerjinin üretilmesini sağlar.
Şeker hastalığında yediğimiz besinlerle aldığımız ana enerji kaynağı olan şekeri vücudumuz insülin eksikliği nedeniyle yeterince kullanamaz. Şeker kan dolaşımında kalarak kan şekerini yükseltir. Vücudumuz ise şeker denizi içinde yüzerken (insülin eksikliği nedeniyle kullanamadığı için) şekersizlikten, enerji üretmek için yağları ve kasları yakar. Çünkü şekeri kullanması için gerekli anahtar olan insülin eksiktir. Kanda bütün vücudu dolaşan yüksek kan şeker seviyesi küçük damarlarda daralma meydana getirir ve böylece kan dolaşımı zayıflar. Bu nedenle diyabetik hastalarda böbrek hastalıkları, yaraların geç iyileşmesi, ayak ve göz problemleri gibi komplikasyonlar görülür. Diyabetin kronik komplikasyonlarından biri de ‘nefropati’ adı verilen böbrek hastalığıdır. On yılı aşkın Tip 1 diyabetlilerin yüzde 35’inde bu hastalık görülmektedir. Böbrek işlevinde azalma olan nefropatinin, erken dönemde tanısı konulursa yoğun insülin ve sıkı kontrol ile ilerlemesi durdurulmakta ve geriye döndürülmektedir. Bu komplikasyonun tanısı için, mikroalbüminüri testini yapmak gerekecektir. Diyabetin görmeyi tehdit eden en önemli komplikasyonu; göz küresinin arka bölümünde yer alan ve retina adı verilen ağ tabakasında sebep olduğu hasardır. Diyabet tanısı konulduğunda, hasta tam bir göz dibi muayenesinden geçirilmelidir. Beş yıldan daha uzun süredir tip 1 diyabeti olanlar, gözlerini yılda en az bir defa kontrol ettirmelidir. Tip 2 diyabeti olanlarda ise bu kontrol, hastalık öğrenilir öğrenilmez başlamak üzere, yine yılda en az bir defa yapılmalıdır. Göz sorunları erkenden fark edildiğinde, bunların hastanın yaşamını etkileyebilen boyutlara ulaşmalarını önleyecek önlemler ve tedaviler vardır. Örneğin; diyabetik retinopatide zamanında yapılan lazer tedavisi ciddi görme kaybı riskini yaklaşık %60 oranında azaltabilmektedir.
Diyabet aynı zamanda yağ metabolizmasını değiştirerek, kan damarlarında kolesterol yüklü plakların oluşması riskini arttırır. Bu da, diyabet hastası bir kişinin potansiyel olarak kalp damar hastalıkları riskini de taşıması anlamına gelir. Diyabet, ‘ateroskleroz’ adı da verilen damar sertliği gelişmesini hızlandırmakta ve koroner damar hastalığının ortaya çıkma sıklığını artırmaktadır. Ateroskleroza bağlı olarak ortaya çıkabilecek diğer büyük damar hastalıklarının (beyin damarlarındaki tıkanmalar) oluşması riskini de artırmaktadır. Çok yüksek kan şekeri ve kan yağının yüksekliği, şişmanlık, tütün kullanma gibi kardiovasküler risk faktörleri, kalp ve damar hastalıkları oluşumunu hızlandırır. Bu nedenle, diyabetli hastalar, kan yağları (total kolesterol, HDL, LDL, VLDL ve trigliserid) düzeylerini 3-6 aylık aralıklarla ölçtürmelidir. Kolesterol, diyabeti etkileyen önemli faktörlerden biridir.
Diyabet aynı zamanda kalbi çevreleyen damarlarla, kollara, bacaklara ve kalbe kan götüren damarlara da hasar verebilir. Damarların iç yüzünde gelişen hasar, esneklik kaybına neden olur. Kandaki kolesterol, hasar gören yerlerde tutulur ve zamanla damar tıkanır. Sonuç olarak kalp, kanı gittikçe tıkanan damarlardan geçirebilmek için daha fazla çalışmak zorunda kalır. Bu durum kalp krizlerinin, inmelerin/felçlerin gelişmesine, tansiyonun yükselmesine, kollara, bacaklara ve başa yetersiz kan gitmesine neden olabilir. Kalp ve kan damarları, diyabeti olmayan insanlarda da hasar görebilir; ama diyabetli hastalarda daha yüksektir. Diyabet ayrıca, sinir hücrelerine de zarar verebilir. Bunun tıptaki adı ‘nöropati’ dir. Kan şekeri yüksek olduğunda sinir hücreleri şişer ve bozunuma uğrar. Zamanla bunlar, vücutta organlara sinyaller taşımak şeklindeki temel görevlerini yerine getiremez olurlar. Bazı sinirlerin hasar görmesi ayaklarda ve bacakların aşağı kısımlarında karıncalanma, uyuşma, yanma, sızı veya zonklama hislerine neden olur. Nöropati semptomları zaman zaman ortaya çıkıp zaman zaman kaybolabilir. Birçok hasta ağrılarının, kan şekeri normale yakın olduğu zaman daha azaldığını bildirir. Sinirlerin hasar görmesine bağlı olarak, cinsel sağlığı da olumsuz yönde etkileyebilir.
Artık şeker hastalığı metabolik sendrom içinde anılmaktadır. Metabolik sendromun en önemli özellikleri insülin direnci, abdominal şişmanlık, yüksek kan basıncı ve lipid bozukluklarıdır. Yani diyabet, tansiyon, hiperkolesterolemi gibi problemlerin toplamı metabolik hastalık olarak belirtilmektedir. Size doğal destek ürünleri hazırlarken bunu gözardı etmiyoruz.
METABOLiK SENDROM OLUP OLMADIĞINIZIN ARAŞTIRILMASI İÇİN:
1. Haftada 5’ten fazla çikolata bar, patates cipsi, mısır gevreği ya da benzeri sanayi gıdaları yiyor musunuz? (evet/hayır)
2. Hiç tansiyonunuz ölçüldüğünde size yüksek olduğu söylendi mi? (evet/hayır)
3. Düzenli egzersize rağmen kilo vermekte zorlanıyor musunuz? (evet/hayır)
4. Kilonuz özellikle karın ve bel çevrenizde mi lokalize? (evet/hayır)
5. Kalp damar hastalığı, yüksek tansiyon veya şeker hastalığı bulunan yakınınız var mı? (evet/hayır)
6. Yemek öğünleri arasında konsantrasyon kaybı, baş ağrısı, mide bulantılarınız oluyor mu? (evet/hayır)
7. Kolesterolünüz yüksek mi? (evet/hayır)
8. Sıklıkla şekerli gıdalar yeme ihtiyacı duyuyor musunuz? (evet/hayır)
9. İdeal kilonuzun 5 kilo veya daha fazla üzerinde misiniz? (evet/hayır)
10. Yemek yedikten sonra genellikle yorgunluk hissediyor musunuz? (evet/hayır)
11. Pirinç, patates, un içeren gıdaları haftada 3 kereden fazla alıyor musunuz? (evet/hayır)
12. Hipogliseminiz (kan şekeri düşüklüğü) var mı? (evet/hayır)
13. Haftada 2 kereden daha az mı egzersiz yaparsınız? (evet/hayır)
14. Gün içinde enerji iniş çıkışları yaşar mısınız? (evet/hayır)
0-4 EVET: Metabolik sendrom için düşük risk.
5-8 EVET: Metabolik sendrom için orta risk. Araştırılması önerilir.
9-14 EVET: Metabolik sendrom için yüksek risk. Tedavi başlanması önerilir.
Metabolik Sendrom Çalışma Grubunun Önerdiği, Metabolik Sendrom Tanı Kriterleri
Aşağıdakilerden en az biri
İnsülin direnci
Bozulmuş glikoz toleransı
Aşikar diabetes mellitus ve
Aşağıdakilerden en az ikisi
Hipertansiyon (kan basıncı> 130/85 mmHG veya antihipertansif kullanıyor olmak)
Dislipidemi (trigliserid düzeyi>150 mg/dl veya HDL düzeyi erkekte <40 mg/dl, kadında < 50 mg/dl.
Abdominal obezite (VKİ>30 kg/m² veya bel çevresi: erkeklerde >102cm, kadınlarda >88 cm. )
Mikroalbüminüri (idrar albumin atılımı>20 mcg/dakika veya albumin / kreatinin oranı > 30mg/g
Diyabette özel bir beslenme programı uygulamak gerekli mi?
Diyabette özel bir beslenme yoktur. Diyabetliye önerilen beslenme, aslında herkesin uygulaması gereken sağlıklı beslenme programıdır. Diyabetliye öğretilmesi gereken sağlıklı beslenme ilkeleridir. Bu ilkeler kişinin tip 1 ya da diyabetli oluşuna göre değişir. İyi bir beslenme programı ile kan şekerinin normal düzeylerde tutulması sağlanarak, hastalığın ilerideki dönemlerinde oluşacak sorunlar önlenecektir. Az ve sık şekilde günde üçü ana, ikisi ara öğün olmak üzere 5-6 kez beslenmelidir. Taze sebze-meyveler de, vitamin ve mineraller açısından çok zengindir. Aynı zamanda kan şekerinin azaltılan posa çeşitlerini içerirler. Pişirildiğinde vitaminler kaybolsa da içerdikleri posa yararlıdır.
Diyabetli hasta beslenme alışkanlıklarını nasıl düzenleyebilir?
Tüm diyabetlilerin ihtiyaçlarına cevap verecek tek bir diyet örneği yoktur. Her hastaya ayrı bir program gerekir. Beslenme programı düzenlenirken hedef kişinin yaş, cins, vücut ağırlığı, meslek ve aktivite durumu göz önüne alınmalıdır.
Bir yiyecek veya içecek tatlı değilse, 'diyabetliler için uygundur' denilebilir mi?
Hayır. Aslında tadı ne olursa olsun genelde yiyecekler şeker içermektedir. Örneğin 1 limonun; çeyrek büyüklükteki ayvanın ya da 1 elmanın da içerdiği şeker miktarı aynıdır. Bu nedenle neyi ve ne kadar tükettiğimizi biliyorsak, 'sağlıklı beslenme ilkelerini takip ediyoruz' demektir. Besinin basit şeker içermemesi, diyabetliler için en önemli kriterdir. Ancak yağlı olması da önemli. Adı diyabetik olan ürünler (diyabetik çikolata, diyabetik helva diyabetik baklava) şekersizdir, ancak içerdikleri yüksek yağ oranı sebebiyle kan şekerini yükseltmek açısından risk oluşturabilir. Hindistancevizi suyu, greyfurt ve avokado gibi bitkisel besinler, şeker ilave edilmeden hazırlanabilir. Şekersiz hazırlanmaları sınırsız tüketilebileceği anlamına gelmez; bu besinlerin tüketimlerinin belirli bir miktarda tutulması gerekir.
Gıdaların etiket bilgilerinden şeker içeriğinin değerlendirilmesi mümkün müdür? Etiket bilgilerinde, açık ifadeyle 'şeker' yazmıyor olması, her zaman ürünün şeker içermediğini göstermez. Örneğin etiket bilgisinde mısır şurubu, glikoz şurubu gibi besin hammaddeleri yer alıyorsa, o ürün şeker içeriyordur.
Enerjisi azaltılmış uygun gıdalar yiyin.
Şeker içermeyen fakat beyaz un miktarı yüksek yiyecekleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Beyaz ve kepekli un, benzer enerji miktarını kapsamakla birlikte kan şekerini sofra şekeri kadar hızlı yükseltir. Bu nedenle beyaz ekmek, poğaça, diyabetik baklava, diyabetik kek ve diyabetik kurabiye gibi yiyecekler, tüketildiklerinde kana geçiş hızları yüksek olduğundan tercih edilmemeli.
Pişmiş sebze ve meyvelerin tüketimi de fayda sağlar mı?
Taze sebze ve meyveler, vitaminler, minerallerden açısından çok zengindir. Aynı zamanda kan şekerinin azaltılmasına katkıda bulunan posa çeşitlerini içerirler. Pişirildiğinde vitaminler kaybolsa da içerdikleri posa yararlıdır.
Enerjisi azaltılmış gıdalar diyabetliler de uygun mu? Hayır, uygun değil. Gıdanın enerjisinin azaltılmış olması şeker içermediği anlamına gelmez. Yiyeceklerde şeker dışında yağ ve protein de enerji sağlar. Dolayısıyla bir gıdanın enerjisi, içerdiği şeker miktarı aynen korunmak suretiyle oranı azaltılarak düşürülmüş olabilir. Bu durumda ortaya şeker içeren fakat düşük yağlı yağsız olduğu için enerjisi azaltılmış ürünler çıkar. Günde En az 8 Bardak su içilmelidir.
Diyabette beslenmenin temel prensipleri nelerdir?
Yemek yeme alışkanlığının sağlıklı beslenme ölçütlerinde olması gerekir. Özellikle de tedavide insülin kullanılıyorsa beslenme, aktiviteyle birlikte daha da önem kazanır. Az ve sık olacak şekilde günde üçü ana öğün, ikisi ara öğün olacak şekilde 5-6 kez beslenmek gerekir. Sabah kahvaltılarının atlanmaması önem taşıyor. Temel besin grupları olan süt, et, meyve, sebze, yağ ve tahıl gruplarını dengeli tüketmek gerekir. Süt ve süt ürünlerinin yarı yağlı çeşitleri tercih edilmeli. Sakatatlar ve şarküteri ürünleri yerine ızgara veya söğüş balık, yağsız et tercih edilmeli. Her ana öğünde mutlaka taze salata olması gerekli. Meyvelerse ara öğünlerde atıştırmak için iyi bir alternatif. Tereyağı, iç yağı, kuyruk yağı ve kaymak gibi yağ çeşitleri yerine günde üç tatlı kaşığını geçmeyecek miktarda zeytinyağı kullanılabilir. Alkol ve şeker içerikli içeceklerden ve taze sıkılmış meyve sularından uzak durulmalı. Gün içinde şekersiz bitki çayları sıklıkla tüketilebilir. Günde en az 8 su bardağı su içmeye dikkat edilmeli ve spor yapılmalı. Ancak bu tedavi mutlaka kişiye göre belirlenmelidir. Fiziksel aktivitelere önem verin: Düzenli egzersiz yapmanız size pek çok açıdan yardım edebilir. Kilonuzu uygun düzeyde tutmanızı sağlar. Kan şekerinizi daha iyi kontrol etmenize yardımcı olur.
Diyabetle yaşamayı kabullenin. Bu konuda zorluk ve sıkıntılar yaşıyorsanız, yaşam bir azap haline gelmişse, bir psikologdan yardım istemekten çekinmeyin.
Unutmayın!
Diyabet hastalığı ile normal bir hayat sürmek mümkündür. Doktorunuzun önerilerine uyarak, düzenli beslenme, egzersiz, kontrol, şifalı bitki ve ilaç kullanımıyla sağlıklı ve uzun bir hayata sahip olabilirsiniz.
Metabolik sendromda faydalı olabilecek bitkiler:
Karabaş Kekik: Hazmı kolaylaştırıcı ve idrar söktürücüdür. Bağırsak gazlarını giderir ve safra akışını düzenler, salgı bezlerini çalıştırır, spazm çözücüdür. Şeker hastalığında son derece önemlidir, kanda ve idrarda şekeri düşürür. Kan dolaşımını uyarıcı olarak kullanılır.
Bahar: Şeker hastalığının en etkili doğal ilacıdır. Şeker hastalığını tedavi edici özellik taşır ve bitkisel insülin kaynağıdır. Teskin edicidir, çarpıntıları giderir.
Yeşil Fasulye Kabuğu: Şeker hastalığının en iyi tedavi yollarından biridir. Çay formülüne katılır.
Okaliptüs: Solunum yolları enfeksiyonlarında iyileştiricidir, balgam söktürür ve öksürüğü keser. Ayrıca antiseptik özelliğe sahip olup, bronşitte burun ve boğaz hastalıklarında etkilidir ve iyileştiricidir.
Zeytin Yaprağı: Diabette tedaviye yardımcı olarak kullanılır. Damar genişleticidir, sinirsel tansiyonda düşürücü etkisi vardır. Ayrıca şeker hastalarında kan şekerini düşürdüğü bilinmektedir.
Üvez Yaprağı: Yapraklarında bulunan Tanen dolayısıyla şeker hastalığına karşı kullanılmaktadır. Laboratuar deneyleri yaprakların kan şekerini düşürücü bir etkiye sahip bulunduğunu göstermektedir.
Ceviz Yaprağı: Pankreas ve karaciğer çalıştırıcıdır. Antidiabetik olmasından dolayı şeker hastalığını iyileştirici özelliktedir. Hazmı kolaylaştırır.
Mersin Yaprağı: Pankreas çalıştırıcıdır. En çok dikkat edilmesi gereken husus, meyveleri olgunlaşmadan önce yaprakların toplanmasıdır. Çünkü myrtillin isimli bir madde, yapraklarda meyve olgunlaşmadan önce bol miktarda bulunur. Buna bitkisel insülin de denir. Bu maddeyi ayrıştırarak insülin enjeksiyonuna gerek kalmadan kan şekeri düşürülebilir.
Lavanta: Sinirsel baş ağrıları ve uykusuzlukta önemlidir, tansiyon düşürücüdür. Sinirleri ve kalbi kuvvetlendirici tonik etkisindedir. Sakinleştirir.
Boyotu Tohumu: Şeker hastalığına karşı önemli ölçüde kullanılmaktadır. Metabolizma düzenleyicidir. Aynı zamanda göğüs yumuşatıcı, balgam söktürücü ve kolesterol düşürücüdür.
Böğürtlen Yaprağı: Kuvvet verici, idrar söktürücüdür. Atidiabetik olup şeker hastalığına karşı kullanılmaktadır ve iyileştirici özelliğe sahiptir. Kan temizleyici ve ağrı kesicidir.
Adaçayı: Midevidir. Sindirim sistemini kolaylaştırıcıdır, kan şekerini düşürücü ve şeker hastalığını iyileştirici, gaz gidericidir. Teskin edici, kan temizleyici, antibiyotik özelliğe sahiptir. Mide ve bağırsakları rahatlatır. Hazımsızlıkta çok etkili olup aynı zamanda idrar söktürücü özelliğe sahiptir.
Civan Perçemi: Diüretik, kan dindirici, sindirim ve kan dolaşımını düzenleyici, sindirim ve idrar yolları spazmlarını giderici, safra artırıcı, menapoz rahatsızlıklarını giderici, lenf bezleri rahatsızlıkları, çocukların işeme zorlukları, romatizma ve sinir bozuklukları, adet düzensizliği ve hemoroitte, genel yorgunluk ve gripte son derece önemlidir.
Şeker hastalığında yediğimiz besinlerle aldığımız ana enerji kaynağı olan şekeri vücudumuz insülin eksikliği nedeniyle yeterince kullanamaz. Şeker kan dolaşımında kalarak kan şekerini yükseltir. Vücudumuz ise şeker denizi içinde yüzerken (insülin eksikliği nedeniyle kullanamadığı için) şekersizlikten, enerji üretmek için yağları ve kasları yakar. Çünkü şekeri kullanması için gerekli anahtar olan insülin eksiktir. Kanda bütün vücudu dolaşan yüksek kan şeker seviyesi küçük damarlarda daralma meydana getirir ve böylece kan dolaşımı zayıflar. Bu nedenle diyabetik hastalarda böbrek hastalıkları, yaraların geç iyileşmesi, ayak ve göz problemleri gibi komplikasyonlar görülür. Diyabetin kronik komplikasyonlarından biri de ‘nefropati’ adı verilen böbrek hastalığıdır. On yılı aşkın Tip 1 diyabetlilerin yüzde 35’inde bu hastalık görülmektedir. Böbrek işlevinde azalma olan nefropatinin, erken dönemde tanısı konulursa yoğun insülin ve sıkı kontrol ile ilerlemesi durdurulmakta ve geriye döndürülmektedir. Bu komplikasyonun tanısı için, mikroalbüminüri testini yapmak gerekecektir. Diyabetin görmeyi tehdit eden en önemli komplikasyonu; göz küresinin arka bölümünde yer alan ve retina adı verilen ağ tabakasında sebep olduğu hasardır. Diyabet tanısı konulduğunda, hasta tam bir göz dibi muayenesinden geçirilmelidir. Beş yıldan daha uzun süredir tip 1 diyabeti olanlar, gözlerini yılda en az bir defa kontrol ettirmelidir. Tip 2 diyabeti olanlarda ise bu kontrol, hastalık öğrenilir öğrenilmez başlamak üzere, yine yılda en az bir defa yapılmalıdır. Göz sorunları erkenden fark edildiğinde, bunların hastanın yaşamını etkileyebilen boyutlara ulaşmalarını önleyecek önlemler ve tedaviler vardır. Örneğin; diyabetik retinopatide zamanında yapılan lazer tedavisi ciddi görme kaybı riskini yaklaşık %60 oranında azaltabilmektedir.
Diyabet aynı zamanda yağ metabolizmasını değiştirerek, kan damarlarında kolesterol yüklü plakların oluşması riskini arttırır. Bu da, diyabet hastası bir kişinin potansiyel olarak kalp damar hastalıkları riskini de taşıması anlamına gelir. Diyabet, ‘ateroskleroz’ adı da verilen damar sertliği gelişmesini hızlandırmakta ve koroner damar hastalığının ortaya çıkma sıklığını artırmaktadır. Ateroskleroza bağlı olarak ortaya çıkabilecek diğer büyük damar hastalıklarının (beyin damarlarındaki tıkanmalar) oluşması riskini de artırmaktadır. Çok yüksek kan şekeri ve kan yağının yüksekliği, şişmanlık, tütün kullanma gibi kardiovasküler risk faktörleri, kalp ve damar hastalıkları oluşumunu hızlandırır. Bu nedenle, diyabetli hastalar, kan yağları (total kolesterol, HDL, LDL, VLDL ve trigliserid) düzeylerini 3-6 aylık aralıklarla ölçtürmelidir. Kolesterol, diyabeti etkileyen önemli faktörlerden biridir.
Diyabet aynı zamanda kalbi çevreleyen damarlarla, kollara, bacaklara ve kalbe kan götüren damarlara da hasar verebilir. Damarların iç yüzünde gelişen hasar, esneklik kaybına neden olur. Kandaki kolesterol, hasar gören yerlerde tutulur ve zamanla damar tıkanır. Sonuç olarak kalp, kanı gittikçe tıkanan damarlardan geçirebilmek için daha fazla çalışmak zorunda kalır. Bu durum kalp krizlerinin, inmelerin/felçlerin gelişmesine, tansiyonun yükselmesine, kollara, bacaklara ve başa yetersiz kan gitmesine neden olabilir. Kalp ve kan damarları, diyabeti olmayan insanlarda da hasar görebilir; ama diyabetli hastalarda daha yüksektir. Diyabet ayrıca, sinir hücrelerine de zarar verebilir. Bunun tıptaki adı ‘nöropati’ dir. Kan şekeri yüksek olduğunda sinir hücreleri şişer ve bozunuma uğrar. Zamanla bunlar, vücutta organlara sinyaller taşımak şeklindeki temel görevlerini yerine getiremez olurlar. Bazı sinirlerin hasar görmesi ayaklarda ve bacakların aşağı kısımlarında karıncalanma, uyuşma, yanma, sızı veya zonklama hislerine neden olur. Nöropati semptomları zaman zaman ortaya çıkıp zaman zaman kaybolabilir. Birçok hasta ağrılarının, kan şekeri normale yakın olduğu zaman daha azaldığını bildirir. Sinirlerin hasar görmesine bağlı olarak, cinsel sağlığı da olumsuz yönde etkileyebilir.
Artık şeker hastalığı metabolik sendrom içinde anılmaktadır. Metabolik sendromun en önemli özellikleri insülin direnci, abdominal şişmanlık, yüksek kan basıncı ve lipid bozukluklarıdır. Yani diyabet, tansiyon, hiperkolesterolemi gibi problemlerin toplamı metabolik hastalık olarak belirtilmektedir. Size doğal destek ürünleri hazırlarken bunu gözardı etmiyoruz.
METABOLiK SENDROM OLUP OLMADIĞINIZIN ARAŞTIRILMASI İÇİN:
1. Haftada 5’ten fazla çikolata bar, patates cipsi, mısır gevreği ya da benzeri sanayi gıdaları yiyor musunuz? (evet/hayır)
2. Hiç tansiyonunuz ölçüldüğünde size yüksek olduğu söylendi mi? (evet/hayır)
3. Düzenli egzersize rağmen kilo vermekte zorlanıyor musunuz? (evet/hayır)
4. Kilonuz özellikle karın ve bel çevrenizde mi lokalize? (evet/hayır)
5. Kalp damar hastalığı, yüksek tansiyon veya şeker hastalığı bulunan yakınınız var mı? (evet/hayır)
6. Yemek öğünleri arasında konsantrasyon kaybı, baş ağrısı, mide bulantılarınız oluyor mu? (evet/hayır)
7. Kolesterolünüz yüksek mi? (evet/hayır)
8. Sıklıkla şekerli gıdalar yeme ihtiyacı duyuyor musunuz? (evet/hayır)
9. İdeal kilonuzun 5 kilo veya daha fazla üzerinde misiniz? (evet/hayır)
10. Yemek yedikten sonra genellikle yorgunluk hissediyor musunuz? (evet/hayır)
11. Pirinç, patates, un içeren gıdaları haftada 3 kereden fazla alıyor musunuz? (evet/hayır)
12. Hipogliseminiz (kan şekeri düşüklüğü) var mı? (evet/hayır)
13. Haftada 2 kereden daha az mı egzersiz yaparsınız? (evet/hayır)
14. Gün içinde enerji iniş çıkışları yaşar mısınız? (evet/hayır)
0-4 EVET: Metabolik sendrom için düşük risk.
5-8 EVET: Metabolik sendrom için orta risk. Araştırılması önerilir.
9-14 EVET: Metabolik sendrom için yüksek risk. Tedavi başlanması önerilir.
Metabolik Sendrom Çalışma Grubunun Önerdiği, Metabolik Sendrom Tanı Kriterleri
Aşağıdakilerden en az biri
İnsülin direnci
Bozulmuş glikoz toleransı
Aşikar diabetes mellitus ve
Aşağıdakilerden en az ikisi
Hipertansiyon (kan basıncı> 130/85 mmHG veya antihipertansif kullanıyor olmak)
Dislipidemi (trigliserid düzeyi>150 mg/dl veya HDL düzeyi erkekte <40 mg/dl, kadında < 50 mg/dl.
Abdominal obezite (VKİ>30 kg/m² veya bel çevresi: erkeklerde >102cm, kadınlarda >88 cm. )
Mikroalbüminüri (idrar albumin atılımı>20 mcg/dakika veya albumin / kreatinin oranı > 30mg/g
Diyabette özel bir beslenme programı uygulamak gerekli mi?
Diyabette özel bir beslenme yoktur. Diyabetliye önerilen beslenme, aslında herkesin uygulaması gereken sağlıklı beslenme programıdır. Diyabetliye öğretilmesi gereken sağlıklı beslenme ilkeleridir. Bu ilkeler kişinin tip 1 ya da diyabetli oluşuna göre değişir. İyi bir beslenme programı ile kan şekerinin normal düzeylerde tutulması sağlanarak, hastalığın ilerideki dönemlerinde oluşacak sorunlar önlenecektir. Az ve sık şekilde günde üçü ana, ikisi ara öğün olmak üzere 5-6 kez beslenmelidir. Taze sebze-meyveler de, vitamin ve mineraller açısından çok zengindir. Aynı zamanda kan şekerinin azaltılan posa çeşitlerini içerirler. Pişirildiğinde vitaminler kaybolsa da içerdikleri posa yararlıdır.
Diyabetli hasta beslenme alışkanlıklarını nasıl düzenleyebilir?
Tüm diyabetlilerin ihtiyaçlarına cevap verecek tek bir diyet örneği yoktur. Her hastaya ayrı bir program gerekir. Beslenme programı düzenlenirken hedef kişinin yaş, cins, vücut ağırlığı, meslek ve aktivite durumu göz önüne alınmalıdır.
Bir yiyecek veya içecek tatlı değilse, 'diyabetliler için uygundur' denilebilir mi?
Hayır. Aslında tadı ne olursa olsun genelde yiyecekler şeker içermektedir. Örneğin 1 limonun; çeyrek büyüklükteki ayvanın ya da 1 elmanın da içerdiği şeker miktarı aynıdır. Bu nedenle neyi ve ne kadar tükettiğimizi biliyorsak, 'sağlıklı beslenme ilkelerini takip ediyoruz' demektir. Besinin basit şeker içermemesi, diyabetliler için en önemli kriterdir. Ancak yağlı olması da önemli. Adı diyabetik olan ürünler (diyabetik çikolata, diyabetik helva diyabetik baklava) şekersizdir, ancak içerdikleri yüksek yağ oranı sebebiyle kan şekerini yükseltmek açısından risk oluşturabilir. Hindistancevizi suyu, greyfurt ve avokado gibi bitkisel besinler, şeker ilave edilmeden hazırlanabilir. Şekersiz hazırlanmaları sınırsız tüketilebileceği anlamına gelmez; bu besinlerin tüketimlerinin belirli bir miktarda tutulması gerekir.
Gıdaların etiket bilgilerinden şeker içeriğinin değerlendirilmesi mümkün müdür? Etiket bilgilerinde, açık ifadeyle 'şeker' yazmıyor olması, her zaman ürünün şeker içermediğini göstermez. Örneğin etiket bilgisinde mısır şurubu, glikoz şurubu gibi besin hammaddeleri yer alıyorsa, o ürün şeker içeriyordur.
Enerjisi azaltılmış uygun gıdalar yiyin.
Şeker içermeyen fakat beyaz un miktarı yüksek yiyecekleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Beyaz ve kepekli un, benzer enerji miktarını kapsamakla birlikte kan şekerini sofra şekeri kadar hızlı yükseltir. Bu nedenle beyaz ekmek, poğaça, diyabetik baklava, diyabetik kek ve diyabetik kurabiye gibi yiyecekler, tüketildiklerinde kana geçiş hızları yüksek olduğundan tercih edilmemeli.
Pişmiş sebze ve meyvelerin tüketimi de fayda sağlar mı?
Taze sebze ve meyveler, vitaminler, minerallerden açısından çok zengindir. Aynı zamanda kan şekerinin azaltılmasına katkıda bulunan posa çeşitlerini içerirler. Pişirildiğinde vitaminler kaybolsa da içerdikleri posa yararlıdır.
Enerjisi azaltılmış gıdalar diyabetliler de uygun mu? Hayır, uygun değil. Gıdanın enerjisinin azaltılmış olması şeker içermediği anlamına gelmez. Yiyeceklerde şeker dışında yağ ve protein de enerji sağlar. Dolayısıyla bir gıdanın enerjisi, içerdiği şeker miktarı aynen korunmak suretiyle oranı azaltılarak düşürülmüş olabilir. Bu durumda ortaya şeker içeren fakat düşük yağlı yağsız olduğu için enerjisi azaltılmış ürünler çıkar. Günde En az 8 Bardak su içilmelidir.
Diyabette beslenmenin temel prensipleri nelerdir?
Yemek yeme alışkanlığının sağlıklı beslenme ölçütlerinde olması gerekir. Özellikle de tedavide insülin kullanılıyorsa beslenme, aktiviteyle birlikte daha da önem kazanır. Az ve sık olacak şekilde günde üçü ana öğün, ikisi ara öğün olacak şekilde 5-6 kez beslenmek gerekir. Sabah kahvaltılarının atlanmaması önem taşıyor. Temel besin grupları olan süt, et, meyve, sebze, yağ ve tahıl gruplarını dengeli tüketmek gerekir. Süt ve süt ürünlerinin yarı yağlı çeşitleri tercih edilmeli. Sakatatlar ve şarküteri ürünleri yerine ızgara veya söğüş balık, yağsız et tercih edilmeli. Her ana öğünde mutlaka taze salata olması gerekli. Meyvelerse ara öğünlerde atıştırmak için iyi bir alternatif. Tereyağı, iç yağı, kuyruk yağı ve kaymak gibi yağ çeşitleri yerine günde üç tatlı kaşığını geçmeyecek miktarda zeytinyağı kullanılabilir. Alkol ve şeker içerikli içeceklerden ve taze sıkılmış meyve sularından uzak durulmalı. Gün içinde şekersiz bitki çayları sıklıkla tüketilebilir. Günde en az 8 su bardağı su içmeye dikkat edilmeli ve spor yapılmalı. Ancak bu tedavi mutlaka kişiye göre belirlenmelidir. Fiziksel aktivitelere önem verin: Düzenli egzersiz yapmanız size pek çok açıdan yardım edebilir. Kilonuzu uygun düzeyde tutmanızı sağlar. Kan şekerinizi daha iyi kontrol etmenize yardımcı olur.
Diyabetle yaşamayı kabullenin. Bu konuda zorluk ve sıkıntılar yaşıyorsanız, yaşam bir azap haline gelmişse, bir psikologdan yardım istemekten çekinmeyin.
Unutmayın!
Diyabet hastalığı ile normal bir hayat sürmek mümkündür. Doktorunuzun önerilerine uyarak, düzenli beslenme, egzersiz, kontrol, şifalı bitki ve ilaç kullanımıyla sağlıklı ve uzun bir hayata sahip olabilirsiniz.
Metabolik sendromda faydalı olabilecek bitkiler:
Karabaş Kekik: Hazmı kolaylaştırıcı ve idrar söktürücüdür. Bağırsak gazlarını giderir ve safra akışını düzenler, salgı bezlerini çalıştırır, spazm çözücüdür. Şeker hastalığında son derece önemlidir, kanda ve idrarda şekeri düşürür. Kan dolaşımını uyarıcı olarak kullanılır.
Bahar: Şeker hastalığının en etkili doğal ilacıdır. Şeker hastalığını tedavi edici özellik taşır ve bitkisel insülin kaynağıdır. Teskin edicidir, çarpıntıları giderir.
Yeşil Fasulye Kabuğu: Şeker hastalığının en iyi tedavi yollarından biridir. Çay formülüne katılır.
Okaliptüs: Solunum yolları enfeksiyonlarında iyileştiricidir, balgam söktürür ve öksürüğü keser. Ayrıca antiseptik özelliğe sahip olup, bronşitte burun ve boğaz hastalıklarında etkilidir ve iyileştiricidir.
Zeytin Yaprağı: Diabette tedaviye yardımcı olarak kullanılır. Damar genişleticidir, sinirsel tansiyonda düşürücü etkisi vardır. Ayrıca şeker hastalarında kan şekerini düşürdüğü bilinmektedir.
Üvez Yaprağı: Yapraklarında bulunan Tanen dolayısıyla şeker hastalığına karşı kullanılmaktadır. Laboratuar deneyleri yaprakların kan şekerini düşürücü bir etkiye sahip bulunduğunu göstermektedir.
Ceviz Yaprağı: Pankreas ve karaciğer çalıştırıcıdır. Antidiabetik olmasından dolayı şeker hastalığını iyileştirici özelliktedir. Hazmı kolaylaştırır.
Mersin Yaprağı: Pankreas çalıştırıcıdır. En çok dikkat edilmesi gereken husus, meyveleri olgunlaşmadan önce yaprakların toplanmasıdır. Çünkü myrtillin isimli bir madde, yapraklarda meyve olgunlaşmadan önce bol miktarda bulunur. Buna bitkisel insülin de denir. Bu maddeyi ayrıştırarak insülin enjeksiyonuna gerek kalmadan kan şekeri düşürülebilir.
Lavanta: Sinirsel baş ağrıları ve uykusuzlukta önemlidir, tansiyon düşürücüdür. Sinirleri ve kalbi kuvvetlendirici tonik etkisindedir. Sakinleştirir.
Boyotu Tohumu: Şeker hastalığına karşı önemli ölçüde kullanılmaktadır. Metabolizma düzenleyicidir. Aynı zamanda göğüs yumuşatıcı, balgam söktürücü ve kolesterol düşürücüdür.
Böğürtlen Yaprağı: Kuvvet verici, idrar söktürücüdür. Atidiabetik olup şeker hastalığına karşı kullanılmaktadır ve iyileştirici özelliğe sahiptir. Kan temizleyici ve ağrı kesicidir.
Adaçayı: Midevidir. Sindirim sistemini kolaylaştırıcıdır, kan şekerini düşürücü ve şeker hastalığını iyileştirici, gaz gidericidir. Teskin edici, kan temizleyici, antibiyotik özelliğe sahiptir. Mide ve bağırsakları rahatlatır. Hazımsızlıkta çok etkili olup aynı zamanda idrar söktürücü özelliğe sahiptir.
Civan Perçemi: Diüretik, kan dindirici, sindirim ve kan dolaşımını düzenleyici, sindirim ve idrar yolları spazmlarını giderici, safra artırıcı, menapoz rahatsızlıklarını giderici, lenf bezleri rahatsızlıkları, çocukların işeme zorlukları, romatizma ve sinir bozuklukları, adet düzensizliği ve hemoroitte, genel yorgunluk ve gripte son derece önemlidir.
Ömer Coşkun Kimdir
Tabiatçı, bilim adamı, herbalist, bitkisel ilaç araştırmacısı, yazarı ve bitki özleri üreticisidir. Ömer Coşkun bitkisel ilaç uygulanması düşünüldüğünde şifalı bitkiler ve antioksidanlarla ilgili 47 uluslararası ve 68 ulusal çalışma yapmış bir tıp doktorudur ve Türkiye' de haklı olarak ilk akla gelen güvenilir isimdir. Hekimlerin, eczacıların ve akademisyenlerin büyük çoğunluğunun soğuk baktığı veya bilgi sahibi olmadığı şifalı bitkileri tıbba, sağlıklı yaşama ve ekonomiye kazandırmaya çalışmaktadır. Türkiye'nin ilk ve tek herbalist akademisyen doktorudur.
Doktor: Aksaray ili Eskil ilçesi Ihlara Sağlık Ocağı’nda 1993 yılında Hükümet Tabibi olarak atandı ve yüzlerce kişiyi muayene ve tedavi etti. Kayseri’de bir hastanede kurucu yönetim kurulu üyeliği yaptı ve acil servisinde çalıştı. Akdeniz bölgesinde turizm hekimliği yaptı. Avrupa Topluluğu İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği kapsamında bir sendikaya bağlı olarak Türkiye’nin çeşitli illerinde binlerce işçiye işyeri hekimliği, sağlık danışmanlığı, check up hizmeti ve ultrasonografi yaptı. Üniversite hastanelerinde ve çeşitli polikliniklerde hekim olarak görev aldı. Zekai Tahir Burak Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi Tüp bebek merkezi’nde çalıştı.
Araştırmacı: Dünyadaki bütün bilim adamlarının yaptığı çalışmaların görüldüğü www.pubmed.com isimli internet sitesine ‘coskun o’ anahtar kelimeleri yazıldığında çalışmalarının bir kısmı görülecektir. İstanbul Tıp Fakültesi’ndeki Tıp eğitimine başladığı 1987 yılında aynı zamanda Deneysel Tıp Araştırmalar Merkezi (DETAM) da diabet grubuna dahil olarak bilimsel çalışmalarına başladı. Fakültenin bitiminde kazandığı Erciyes Tıp Fakültesi Histoloji-Embriyoloji (hücre – doku ve anne karnındaki çocuk bilimi) ihtisası sırasında sara hastalığında kullanılan valproat’ın karaciğerde oluşturduğu hasara karşı karnitin uygulanmasının etkilerini araştırmakla da bilimsel makaleler yazmaya başladı (Valproate uygulanan ratlarda hepatotoksisite ve karnitin uygulanmasının etkileri. Erciyes Tıp Dergisi, 19(2): 74-77, 1997). Toplamda 100’ü geçen ulusal ve uluslararası çalışmalarıyla kendini bilimsel olarak isbat eden Dr. Ömer Coşkun çeşitli kongrelerde ulusal (Coşkun Ö. Kronik Toluen intoksikasyonunda periferik sinir sistemi hasarı. 29. Türk Fizyolojik Bilimler Derneği Kongresi, En iyi üçüncü poster ödülü, 1-5 Eylül, P-27, GATA, ANKARA) ve uluslar arası (Coskun O. 3 Congresso Italo-Turco Di Laringologia 15-16 Ottobre, En iyi poster ödülü, Ottobre 2004 Chieti-Pescara, ITALIA) ödüller kazanmıştır.
Eğitici: Erciyes Tıp Fakültesinde 1998 yılında Öğretim Görevlisi olarak başladığı Tıp Fakültesi öğrencilerinin ve yardımcı sağlık personelinin eğitilmesi görevine yedek subay olarak askerlik vazifesini yerine getirmek amacıyla sevkedildiği Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde devam etti. 2001 yılında Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Anabilim dalına Yardımcı Doçent ve Anabilim Dalı Başkanı olarak atandı ve 2005 yılında bu görevinden gördüğü lüzum üzerine istifa ederek memleketi Adana’ya yerleşti. 1987 yılında başlayıp halen devam eden eğitim ve araştırma çalışmalarına profesyonel olarak ve çeşitli kurumlara danışmanlık yaparak devam etmektedir.
Üretici: Yeterli eğitiminden ve bitkisel ilaçlara yönelmesinden sonra konunun uzmanları olan bilim adamları ile sürekli bilgi alışverişine girdi. Yurt içi ve yurt dışı çeşitli üniversitelerin Tıp Fakülteleri, Ziraat Fakülteleri, Eczacılık Fakülteleri ve Tubitak'ın bilim adamları ile diyalog halinde oldu. Prof.Dr. Ayten Doğan, Prof.Dr.Mihri Mimioğlu ve Prof.Dr.Turhan Baytop gibi kendi dalındaki otoritelere pek çok merak ettiği konuyu danıştı ve eserlerini aldı, okudu. Amerika, Almanya ve Fransa'dan getirdiği özel laboratuar makine ve ekipmanlarını Adana’da kurup bir bitkisel ilaç araştırma laboratuarı oluşturdu. Tıbbi bitkilerin etken maddelerini distilasyon ünitesinde ve gaz kromatografi cihazında, birlikte çalıştığı gıda mühendisi, kimyager ve eczacıların da katkıları ile tespite ve üretime başladı.
NASIL BAŞLADI VE NASIL BAŞARDI? Akdeniz Bölgesinde bitkisel ilaçlar çok eskiden bu yana yaygın olarak kullanılır. Özellikle Coşkunlar gibi Türkmen kökenli ailelerin yaşamlarında doğal şifa maddelerinin vazgeçilmez bir yeri vardır. Doktor Ömer Coşkun, Kökü, Orta Asya'dan gelen Türkmen Afşar beyliğinin torunlarındandır. Türk gelenek ve göreneklerine göre yetiştirilmiş bir ailenin ferdidir. Dört kuşak öncesindeki dedeleri Osmanlı'nın ve Çukurova'nın güçlü beylerindendir. Bilgisinin temeli Tıp eğitimine ve Türkiye halk ilaçlarına dayalıdır. Dedesinden, ninesinden ve Çerçi Yusuf gibi aktarlardan şifalı otların çeşitli yararları ve kullanımı konularında denenmiş bilgiler aldı. Doğduğu ve büyüdüğü bölge ise şifalı bitkilerin bolluğu ve etken maddelerinin fazlalığı bakımından dünyada az bulunur bir bölge olduğundan doğal olarak Dr. Ömer Coşkun’da bu ortamda büyüdü. Lokman Hekimin yaşadığı bölge olan Misis yöresinde ölüm hariç her derdin devası olduğuna inanılır. Halkın bitkisel ilaçlarla iyileşmesini olağan ve sıradan bir olay olarak görüp yöresel halk ilaçlarını öğrendi. Araştırıcı yaratılışı nedeni ile, sağlık ve doğa gibi en önemli bir konuya karşı sonsuz bir merak sardı. Adı "Çağdaş Lokman Hekim"e çıktı. Başarısından dolayı haklı olarak ünlü oldu.
Firması Adana'dadır. Anatolian Life Products isimli firmasının ürettiği tıbbi bitkiler ve bitki özlerini iç ve dış piyasaya sunmaktadır. Ayrıca Nurs Lokman Hekim kuruluşuyla birlikte yurt içindeki 1500 civarında eczaneye ve iş yerine bitki özleri, tıbbi bitkiler ve doğal kozmetik ürünler pazarlamaktadır. Çalışmalarını bilen fazla sayıdaki hasta vatandaşların, çeşitli sorunları için gelerek muayenehanesine başvurmaları üzerine Adana içinde perakende satış yapan ve doğal bir eczane görünümünde olan iki işyeri açtı. Sayıları her gün artan hasta insanlara, hem kendi bilgi, deneyim ve gözlemlerinin sonucunda edindiği bilgiler ışığında, hem de Fransız Doktor Jean Valnet, Alman Doktor Zimmerman' ın Türk botanikçi Prof.Dr.Turhan Baytop'un ve yine Türk Doktorlar Emin Derman, Saip Giray ve Rauf Akbarlas' ın kitaplarındaki terkiplere göre geliştirdiği bitkisel drogları önerip, firmalara gerekli danışmanlık hizmeti vererek, binlerce insanın çeşitli hastalıklardan iyileşmelerini sağladı. İyileşen insanların başkalarına tavsiyesi üzerine daha da çok başvuru yapıldığından Türkiye ve yurt dışında haklı bir üne kavuştu. Artık O'na "Çağdaş Lokman Hekim" diyorlardı. Bu birikimlerini www.anatoliannutrition.com ve www.coskuntip.com isimli sitede topladı. Her gün yüzlerce hasta insana bilgi birikimini aktarmaktadır.
Doktor: Aksaray ili Eskil ilçesi Ihlara Sağlık Ocağı’nda 1993 yılında Hükümet Tabibi olarak atandı ve yüzlerce kişiyi muayene ve tedavi etti. Kayseri’de bir hastanede kurucu yönetim kurulu üyeliği yaptı ve acil servisinde çalıştı. Akdeniz bölgesinde turizm hekimliği yaptı. Avrupa Topluluğu İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği kapsamında bir sendikaya bağlı olarak Türkiye’nin çeşitli illerinde binlerce işçiye işyeri hekimliği, sağlık danışmanlığı, check up hizmeti ve ultrasonografi yaptı. Üniversite hastanelerinde ve çeşitli polikliniklerde hekim olarak görev aldı. Zekai Tahir Burak Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi Tüp bebek merkezi’nde çalıştı.
Araştırmacı: Dünyadaki bütün bilim adamlarının yaptığı çalışmaların görüldüğü www.pubmed.com isimli internet sitesine ‘coskun o’ anahtar kelimeleri yazıldığında çalışmalarının bir kısmı görülecektir. İstanbul Tıp Fakültesi’ndeki Tıp eğitimine başladığı 1987 yılında aynı zamanda Deneysel Tıp Araştırmalar Merkezi (DETAM) da diabet grubuna dahil olarak bilimsel çalışmalarına başladı. Fakültenin bitiminde kazandığı Erciyes Tıp Fakültesi Histoloji-Embriyoloji (hücre – doku ve anne karnındaki çocuk bilimi) ihtisası sırasında sara hastalığında kullanılan valproat’ın karaciğerde oluşturduğu hasara karşı karnitin uygulanmasının etkilerini araştırmakla da bilimsel makaleler yazmaya başladı (Valproate uygulanan ratlarda hepatotoksisite ve karnitin uygulanmasının etkileri. Erciyes Tıp Dergisi, 19(2): 74-77, 1997). Toplamda 100’ü geçen ulusal ve uluslararası çalışmalarıyla kendini bilimsel olarak isbat eden Dr. Ömer Coşkun çeşitli kongrelerde ulusal (Coşkun Ö. Kronik Toluen intoksikasyonunda periferik sinir sistemi hasarı. 29. Türk Fizyolojik Bilimler Derneği Kongresi, En iyi üçüncü poster ödülü, 1-5 Eylül, P-27, GATA, ANKARA) ve uluslar arası (Coskun O. 3 Congresso Italo-Turco Di Laringologia 15-16 Ottobre, En iyi poster ödülü, Ottobre 2004 Chieti-Pescara, ITALIA) ödüller kazanmıştır.
Eğitici: Erciyes Tıp Fakültesinde 1998 yılında Öğretim Görevlisi olarak başladığı Tıp Fakültesi öğrencilerinin ve yardımcı sağlık personelinin eğitilmesi görevine yedek subay olarak askerlik vazifesini yerine getirmek amacıyla sevkedildiği Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde devam etti. 2001 yılında Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Anabilim dalına Yardımcı Doçent ve Anabilim Dalı Başkanı olarak atandı ve 2005 yılında bu görevinden gördüğü lüzum üzerine istifa ederek memleketi Adana’ya yerleşti. 1987 yılında başlayıp halen devam eden eğitim ve araştırma çalışmalarına profesyonel olarak ve çeşitli kurumlara danışmanlık yaparak devam etmektedir.
Üretici: Yeterli eğitiminden ve bitkisel ilaçlara yönelmesinden sonra konunun uzmanları olan bilim adamları ile sürekli bilgi alışverişine girdi. Yurt içi ve yurt dışı çeşitli üniversitelerin Tıp Fakülteleri, Ziraat Fakülteleri, Eczacılık Fakülteleri ve Tubitak'ın bilim adamları ile diyalog halinde oldu. Prof.Dr. Ayten Doğan, Prof.Dr.Mihri Mimioğlu ve Prof.Dr.Turhan Baytop gibi kendi dalındaki otoritelere pek çok merak ettiği konuyu danıştı ve eserlerini aldı, okudu. Amerika, Almanya ve Fransa'dan getirdiği özel laboratuar makine ve ekipmanlarını Adana’da kurup bir bitkisel ilaç araştırma laboratuarı oluşturdu. Tıbbi bitkilerin etken maddelerini distilasyon ünitesinde ve gaz kromatografi cihazında, birlikte çalıştığı gıda mühendisi, kimyager ve eczacıların da katkıları ile tespite ve üretime başladı.
NASIL BAŞLADI VE NASIL BAŞARDI? Akdeniz Bölgesinde bitkisel ilaçlar çok eskiden bu yana yaygın olarak kullanılır. Özellikle Coşkunlar gibi Türkmen kökenli ailelerin yaşamlarında doğal şifa maddelerinin vazgeçilmez bir yeri vardır. Doktor Ömer Coşkun, Kökü, Orta Asya'dan gelen Türkmen Afşar beyliğinin torunlarındandır. Türk gelenek ve göreneklerine göre yetiştirilmiş bir ailenin ferdidir. Dört kuşak öncesindeki dedeleri Osmanlı'nın ve Çukurova'nın güçlü beylerindendir. Bilgisinin temeli Tıp eğitimine ve Türkiye halk ilaçlarına dayalıdır. Dedesinden, ninesinden ve Çerçi Yusuf gibi aktarlardan şifalı otların çeşitli yararları ve kullanımı konularında denenmiş bilgiler aldı. Doğduğu ve büyüdüğü bölge ise şifalı bitkilerin bolluğu ve etken maddelerinin fazlalığı bakımından dünyada az bulunur bir bölge olduğundan doğal olarak Dr. Ömer Coşkun’da bu ortamda büyüdü. Lokman Hekimin yaşadığı bölge olan Misis yöresinde ölüm hariç her derdin devası olduğuna inanılır. Halkın bitkisel ilaçlarla iyileşmesini olağan ve sıradan bir olay olarak görüp yöresel halk ilaçlarını öğrendi. Araştırıcı yaratılışı nedeni ile, sağlık ve doğa gibi en önemli bir konuya karşı sonsuz bir merak sardı. Adı "Çağdaş Lokman Hekim"e çıktı. Başarısından dolayı haklı olarak ünlü oldu.
Firması Adana'dadır. Anatolian Life Products isimli firmasının ürettiği tıbbi bitkiler ve bitki özlerini iç ve dış piyasaya sunmaktadır. Ayrıca Nurs Lokman Hekim kuruluşuyla birlikte yurt içindeki 1500 civarında eczaneye ve iş yerine bitki özleri, tıbbi bitkiler ve doğal kozmetik ürünler pazarlamaktadır. Çalışmalarını bilen fazla sayıdaki hasta vatandaşların, çeşitli sorunları için gelerek muayenehanesine başvurmaları üzerine Adana içinde perakende satış yapan ve doğal bir eczane görünümünde olan iki işyeri açtı. Sayıları her gün artan hasta insanlara, hem kendi bilgi, deneyim ve gözlemlerinin sonucunda edindiği bilgiler ışığında, hem de Fransız Doktor Jean Valnet, Alman Doktor Zimmerman' ın Türk botanikçi Prof.Dr.Turhan Baytop'un ve yine Türk Doktorlar Emin Derman, Saip Giray ve Rauf Akbarlas' ın kitaplarındaki terkiplere göre geliştirdiği bitkisel drogları önerip, firmalara gerekli danışmanlık hizmeti vererek, binlerce insanın çeşitli hastalıklardan iyileşmelerini sağladı. İyileşen insanların başkalarına tavsiyesi üzerine daha da çok başvuru yapıldığından Türkiye ve yurt dışında haklı bir üne kavuştu. Artık O'na "Çağdaş Lokman Hekim" diyorlardı. Bu birikimlerini www.anatoliannutrition.com ve www.coskuntip.com isimli sitede topladı. Her gün yüzlerce hasta insana bilgi birikimini aktarmaktadır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)