Kalp kuvvetlendirmeye, hazım kolaylaştırmaya ve mide bağırsak gazlarını gidermeye, Başlıca etkileri yatıştırıcı uyutucu ve spazm çözücü olduğundan özellikle sinirsel mide ağrılarında kramplarda rahatlama sağlamaya, Hafif etkili bir uyku vermeye, Ayrıca sinirsel kökenli çarpıntılarda, depresyon, sıkıntı ve streslerde rahatlatıcı etki etmeye, Psikolojik rahatsızlıklardan kaynaklanan sıkıntıları uzaklaştırmaya yardımcı bitkisel gıda desteğidir.
Kullanım Şekli: Yemeklerden sonra 1 kahve fincanı içilir.
Uyarı: Terletici etkileri mevcuttur. Yan etkileri görülmemiştir.
17 Mart 2010 Çarşamba
Karabaş Suyunun Faydaları
Damar sertliğine, Balgam sökmeye, Uykusuzluğu gidermeye zindelik vermeye, Bilhassa sinirsel baş ağrısı, uykusuzluk, yüksek tansiyon gibi şikayetlerde idrar yolu iltihaplarını, böbrek rahatsızlıklarında, sara ve astımda sinir ve kalp güçlendirici, egzama yaralarında kullanılan bitkisel gıda desteğidir..
Kullanım Şekli: Yemeklerden yarım saat sonra 1 kahve fincanı içilir.
Uyarı: Herhangi bir yan etkisine rastlanmamıştır.
Kullanım Şekli: Yemeklerden yarım saat sonra 1 kahve fincanı içilir.
Uyarı: Herhangi bir yan etkisine rastlanmamıştır.
Isırgan Suyunun Faydaları
İdrar söktürücü olmasından dolayı kandaki zehirli maddeleri uzaklaştırımaya, İştah açıcı ve kanın pıhtılaşmasını önleyici, Kalp yetmezliğine, ayak şişmelerine (ödem) ve toplardamar yetmezliğinde, Solunum yollarını açıcı, ağız, boğaz iltihaplarını giderici etkileri vardır. Mineral bakımından zengin olduğundan kansızlıkta destekleyici olarak, Romatizmal ve gotta, Vücutta ürik asit birikimi ile oluşan gotta böbreklerden ürik asit atılımını arttırarak yararlı olan bitkisel gıda desteğidir.
Kullanım Şekli: Yemeklerden sonra 1 kahve fincanı içilir.
Uyarı: Herhangi bir yan etkisine rastlanmamıştır.
Kullanım Şekli: Yemeklerden sonra 1 kahve fincanı içilir.
Uyarı: Herhangi bir yan etkisine rastlanmamıştır.
Hayıt Suyunun Faydaları
İdrar söktürücü, mide bağırsak gazlarını giderici ve teskin edici, Hormonal adet kanaması sıklığı veya miktar olarak fazlalığı vakalarında, Ayrıca bazen hassas bayanların adet öncesi sivilce, gerginlik vs. gibi şikayetlerinde, Dizanteri, sıtma, ağız yara ve iltihaplarında, diş etlerinin sağlamlaştırılmasında kullanılan bitkisel gıda desteğidir.
Kullanım Şekli: Yemeklerden sonra 1 kahve fincanı içilir.
Kullanım Şekli: Yemeklerden sonra 1 kahve fincanı içilir.
Defne Suyunun Faydaları
Defne yaprakları keskin kokusu ile ağızda çiğnenirse ağız kokularını giderir. Baharlı lezzetiyle sindirim salgılarını arttırmaya, İştah açmaya, hazmı kolaylaştırmaya, Bağırsak gazlarını gidermeye, Ayrıca terletici ve mikrop öldürücü özelliklere sahiptir. Bu nedenle her türlü soğuk algınlıklarına ve soğuk algınlığı sebebiyle meydana gelen kırgınlık, yorgunluk ve ağrılara faydalıdır. Meyveler idrar söktürücü ve romatizmal ağrıları gidermeye, Güneşte kurutulmuş ve toz haline getirilmiş meyve her türlü zehirli hayvan ısırığı ve arı sokmasında faydalı olan bitkisel gıda desteğidir.
Kullanım Şekli: Yemeklerden sonra 1 kahve fincanı içilir.
Uyarı: Düşüğe sebep olabilir. Bunun için gebe bayanlarda kullanılmamalıdır. Fakat doğum sırasında kullanılırsa doğumu kolaylaştırır ve çabuklaştırır.
Kullanım Şekli: Yemeklerden sonra 1 kahve fincanı içilir.
Uyarı: Düşüğe sebep olabilir. Bunun için gebe bayanlarda kullanılmamalıdır. Fakat doğum sırasında kullanılırsa doğumu kolaylaştırır ve çabuklaştırır.
Bilya Kekik Suyunun Faydaları
Hazım eritmede, kan kanserinde, kanı temizlemede, damar açıcı olarak kolestrol için mikrop kırmada, mide ve bağırsak çalışmalarında, yüksek tansiyona, parazitleri dökmede, kilo vermek için kan dolaşımını uyarmada kullanılan bitkisel gıda desteğidir.
Kullanım Şekli: Yemeklerden sonra 1 kahve fincanı içilir.
Uyarı: Ülser hastaları yarı yarıya sulandırarak içmesi tavsiye edilir. Herhangi bir yan etkisi görülmemiştir.
Yasal Uyarı: Yukarıda tanıtımı yapılan ürün ilaç değildir. Bitkisel gıda desteğidir. Yukarıda verilen bilgiler doktor tavsiyesi veya uygulayacağı tedavinin yerine geçmez.
Kullanım Şekli: Yemeklerden sonra 1 kahve fincanı içilir.
Uyarı: Ülser hastaları yarı yarıya sulandırarak içmesi tavsiye edilir. Herhangi bir yan etkisi görülmemiştir.
Yasal Uyarı: Yukarıda tanıtımı yapılan ürün ilaç değildir. Bitkisel gıda desteğidir. Yukarıda verilen bilgiler doktor tavsiyesi veya uygulayacağı tedavinin yerine geçmez.
Biberiye Suyunun Faydaları
Başlıca dolaşım ve sinir sistemini aktive etmeye, Bu sebeple damar sertliğine bağlı hafıza zayıflıklarında, Zihin açar ve hafızayı kuvvetlendirmeye, Vücuda zindelik ve kuvvet vermeye. Kan dolaşımını arttırmaya, düşük tansiyonu dengelemeye, idrar söktürmeye, bağırsak gazlarını ve kabızlığı giderici özelliğe sahip bitkisel gıda desteğidir.
Kullanılışı: Yemeklerden sonra 1 kahve fincanı içilir.
Uyarı: Tansiyonu yükselenler dikkatli kullanmalıdır.
Kullanılışı: Yemeklerden sonra 1 kahve fincanı içilir.
Uyarı: Tansiyonu yükselenler dikkatli kullanmalıdır.
Adaçayı Suyunun Faydaları
Acı tadı sebebi ile iştah açmaya, Hazmı kolaylaştırır gazları gidermeye, Sindirim yolu hastalıklarını tedavi etmeye, Ağız özvakus (yemek borusu) yara ve iltihaplarında, mide ülseri ve gastritte, onikiparmak bağırsak ülseri, kolit ve bağırsak iltihapları, kalın bağırsak ve makat yaraları, böbrek, mesane, prostat, bayanlarda rahim iltihabı ve miyom, akciğerde ve karaciğerde yara ve iltihapların temizlenmesinde faydalı olan bitkisel gıda desteğidir.
Kullanım Şekli: Yemeklerden 20 dakika sonra 1 kahve fincanı içilir. Herhangi bir yan etkisine rastlanmamıştır.
Kullanım Şekli: Yemeklerden 20 dakika sonra 1 kahve fincanı içilir. Herhangi bir yan etkisine rastlanmamıştır.
Funda Suyunun Yararları
Genel olarak idrar yolları taşlarına karşı idrar söktürmeye, Böbrek üstü bezleri çalıştırmaya, Böbrekleri temizleyerek enfeksiyonları önlemeye, Ödem söktürücü ve gut hastalıklarına, Zayıflamak için de kullanılabilen bitkisel gıda desteğidir.
Yasal Uyarı: Yukarıda tanıtımı yapılan ürün ilaç değildir. Bitkisel gıda desteğidir. Yukarıda verilen bilgiler doktor tavsiyesi veya uygulayacağı tedavinin yerine geçmez.
Yasal Uyarı: Yukarıda tanıtımı yapılan ürün ilaç değildir. Bitkisel gıda desteğidir. Yukarıda verilen bilgiler doktor tavsiyesi veya uygulayacağı tedavinin yerine geçmez.
Bitkisel Ürün Kullanımı
Kemoterapi ve radyoterapinin bir tedavi olmadığını iddia eden Yrd. Doç. Dr. Ömer Coşkun ise çörek otu ve brokolinin kanseri önleyici ve tedavi edici özelliklerine dikkat çekiyor
Araştırmalara göre kanserin olası sebepleri arasında dengesiz beslenme yüzde 35 oranında yer tutuyor. Dengesiz beslenmenin yanına bazı olumsuz yaşam alışkanlıkları da eklenirse bu oran yüzde 85’e kadar yükseliyor. Birçok hastalığın tedavisinde destekleyici unsur olarak kullanılan bitkiler, binlerce kanser hastası için de umudun diğer adı. Çünkü yapılan araştırmalar, bitkisel tedavi yöntemlerinden en sık faydalanan hasta grubunun kanserliler olduğunu gösteriyor.
Tedavi gören kanser hastalarının alternatif ve tamamlayıcı tıp yöntemlerine başvurma sıklığı ile ilgili Gülhane Askeri Tıp Akademisi ve Ankara Numune Hastanesi’nin yapmış olduğunu bir araştırma var. 704 kanser hastası üzerinde yapılan araştırma, kanser hastalarının yüzde 39.2’sinin alternatif tıp yöntemlerini kullandığını gösteriyor. Alternatif tedavi yöntemlerine başvuran hastaların yüzde 25’i, kullandığı yöntemin yararlı olduğunu düşünüyor.
KANSER HASTALARI ALTERNATİF TIP YÖNTEMİNİ KULLANIYOR
Araştırmaya göre, kanser hastaları, bağışıklık amacıyla ökse otu, dinamizmi artırması amacıyla da papatya ve kekik karışımını kullanıyorlar. Isırgan otu, bal, süt, pekmez, tereyağı, domates, lahana, arı balı, ebegümeci kanser hastalarının başvurduğu diğer bitkisel yöntemler. Araştırma, alternatif yöntemleri kanser tedavisinde kullananların sadece bitkilerden yararlanmadığını da ortaya koyuyor.
Hayvansal ürünler de kanser tedavisinde kullanılırken en çok başvurulan alternatif yöntemler; yurtdışından getirtilen köpekbalığı kıkırdağından çıkarılan yağdan yapılan tabletler ve deniz kaplumbağası kanı. Yapılan araştırmaya göre kanser hastaları, Uzakdoğu kökenli tütsülerin ve muskaların da kanser hücrelerini yok ettiğine inanıyor. Onkologlar ise beslenmedeki antioksidanların, bitkilerdeki fitokimyasal maddelerin ve Omega 3 gibi bazı yağ asitlerinin kanser gelişme riskinin azalmasında rol oynayabileceklerine işaret ediyor.
TEDAVİ EDEMİYORSAK ÖNLEYELİM
1940’lı yıllarda dünya genelinde her 450 kadından biri meme kanserine, her 550 erkekten biri prostat kanserine yakalanırken bugün her 7 kadından biri meme kanseri, her 9 erkekten biri prostat kanserine yakalanıyor. Bilimin bu kadar ilerlemiş olmasına rağmen kansere yakalanma riskinin arttığına dikkat çeken Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu, "Bilim ilerledikçe kanser görülme oranı da katlanarak üstümüze geliyor. Demek ki bir şeyler yanlış. Ben diyorum ki madem ki kanseri tedavi edemiyoruz, önleyelim. Önleyici ve koruyu hekimlik benim 15 yıldır üzerinde durduğum, tüm dünyaya tanıtmaya çalıştığım bir konu. Bitkisel kürlerle kanseri önlememiz mümkün" diyor.
Genetik olarak yakalanma riski en yüksek kanser türlerinin bağırsak kanseri ve meme kanseri olduğunu belirten Saraçoğlu, "Benim annemde, babamda bu kanser vardı. Önleyici olarak hormon tedavisi veya kemoterapi alayım diyemezsiniz. Bu diğer ilaçlarda da böyle. Kışın gribe yakalanmamak için antibiyotik alamazsınız. Ama bitkilerin önleyici ve koruyucu gücünden istifade edebilirsiniz" diye konuşuyor.
BİTKİLER DOĞRU TÜKETİLMELİ
Kansere karşı bitkilerin gücünden doğru şekilde yararlanabilmek için doğru miktarda, doğru şekilde tüketimin altını çizen İbrahim Saraçoğlu, her bitkinin kullanımında bir ölçü olduğuna, bilinçsiz kullanımların istenmeyen sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor. "Her şey bir zehirdir ama hiçbir şey zehir değildir. Her şeyde bir ölçü vardır. Bugün modern tıbbın bir ilacını fazla alırsanız zehirlenirsiniz. İnsanlar ilaç kullanarak intihar etmeye çalışıyorlar. Bitkilerde de bu böyle. İşte benim kür dediğim nokta da bu. Bitkileri doğru hazırlayacaksınız, doğru miktarda alacaksınız ve doğru tüketeceksiniz. Her şeyin fazlası zarar. Ölçü çok önemli. Bu bitkilere mahsusmuş gibi algılanmasın, her şeyde ölçü çok önemli. Bütün kimyasallar için, bütün sentetikler ya da doğal ürünler için her şeyin fazlası zararlıdır" diyor.
’KEMOTERAPİ YETERSİZ KALIYOR’
Kanser tedavisinde bitkisel yöntemlerden yararlanmak için kendisine başvuranların öncelikle doktorlar olduğunu belirten Saraçoğlu, doktorlar tarafından yönlendirilen hastaların kendisine ulaştığını ifade ediyor. Tek başına hiçbir hastanın tedavisine yardımcı olmadığının altını çizen Saraçoğlu, "Gelen hastaların hekimleriyle mutlaka irtibata geçerim, hangi tedavileri alıyor öğrenirim. Ben hastaların doktorlarıyla görüşerek onlara yardımcı olmaya çalışıyorum. Ve bitkisel olarak destekleyici ve yardımcı tedavi uyguluyorum" diye konuşuyor. Saraçoğlu, kemoterapi ve radyoterapi tedavisi gören hastalara bitkisel tedavi uygulanmaması gerektiğinin de altını çiziyor.
Kanser rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılan kemoterapi ve radyoterapi uygulamalarının kanseri tedavi etmediğini söyleyen Saraçoğlu, bu tedavi yöntemlerini ’semptomatik’ tedavi olarak nitelendiriyor. Kemoterapi ve radyoterapinin kanser hücrelerinde küçülme sağladığını ama kansere sebep olan mekanizmaları ortadan kaldırmakta yetersiz olduğunu ifade eden İbrahim Saraçoğlu, "Onun için Prof. Dr. Linus Pavling ’Bugünkü klasik kanser tedavisi tıbbın en büyük sahtekarlığıdır’ der. Bunu söyleyen iki tane Nobel ödülünün sahibi bir kimyager. Halkımız zannediyor ki radyoterapi ile kemoterapi ile tedavi oluyorum, hayır. Buranın doğru açıklanması lazım. Ben kesinlikle modern tıbba karşı değilim ama klasik kanser tedavisi bir tedavi şekli değildir" diye konuşuyor.
EN ÇOK TÜKETİLEN BİTKİ ISIRGAN OTU
Türkiye’de kanser hastalarının, kanserden korunmak için sıklıkla başvurduğu bitkilerin başında ise ısırgan geliyor. Doğal olarak yetiştikleri ortamlardan toplanan ısırgan yapraklarının ve ısırgan tohumlarının kanseri önleyici gücü olduğunu doğrulayan Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu, tek başına ısırgan otunun tedavi edici gücü olmadığını vurguluyor. "Bir hastalığa yakalanmadan önceki tedavi ile yakalandıktan sonraki tedavi arasında çok fazla fark var. Isırganın tohumları, yaprakları hakikaten kanseri önleyici güce sahip.
Ama yakalandıktan sonra tek başına ısırgan tedavi edici değildir. Isırgan otunun akciğer kanserine karşı tedavi edici gücü yüzde 3’tür. Ama ısırganın, akciğer kanserine karşı tedavi edici gücünden istifa edebilmek için ısırganla ebegümecini beraber kullanacaksınız. Tek başına ısırgan hayır. Isırganın kandaki trombosit sayısını düşürdüğü söyleniyor. Yok böyle bir şey. Tabii siz çok fazla miktarda ısırgan alırsanız, zararlı. Isırgan vücuttan hem tuz atar hem de su. Isırganı fazla miktarda tüketirseniz vücudunuzun tuz dengesini bozarsınız. Ama ısırganı uygun miktarlarda kullanırsanız zarar değil fayda görürsünüz" diye konuşuyor.
ISIRGAN OTU YERİNE BROKOLİ
Türkiye Kanserle Savaş Vakfı Onkoloji ve Erken Tanı Merkezi Tıbbi Direktörü Doç. Dr. Metin Aran ise ısırgan yerine brokoli tüketilmesinden yana. Brokolinin kanser rahatsızlıklarının önlenmesi ve tedavi edilmesi için çok yararlı bir besin olduğunu belirten Aran, "Hijyenik olmayan yerlerde toplanan ve temizlenmesi zahmetli olan ısırgan otu yerine brokoli tüketmek daha faydalı" diyor. Prostatit, iyi huylu prostat büyümesi, gırtlak, yemek borusu ve prostat kanserini önleyici, hormon dengeleyici, idrar yolları enfeksiyonu ve mide ülserine karşı etkili olan brokoli, ayrıca önemli bir antioksidan kaynağı olarak gösteriliyor.
BUNLARA DİKKAT EDİN
Beslenmede doğaya dönüşün önemi yanında besinlerin seçimi ve hazırlanış şekli de önem taşıyor. Beslenme alışkanlığında bir diğer önemli konu da yüksek ısıda sağlıklı olmayan pişirme şekli. Çünkü kızarmış veya yanmış et veya balık üzerinde ateşin etkisiyle kanser yapıcı maddeler oluşur.
Dumanlanmış veya nitritler ile tütsülenmiş etler de kanser yapıcı olabilir. Ancak bu kanser yapıcılar az miktarlarda, özellikle kanser koruyucuları içeren bitki ve meyvelerle yenildiği zaman, zararlı olmayabilir. Esasında düşük ısılı buğulama, tencere pişirimi, yumurtanın suda pişirilmesi, yavaş ateşte kaynatmak veya mikrodalga gibi yöntemleri kullanmak daha doğru. Ayrıca, ızgarada pişirilen köftelerin dış yüzlerinde yanmış kömür-katran benzeri maddelerin oluşması da kanser yapma açısından risk taşıyor.
Kişi şişman ise fazla kilolar verilebilir, az yağlı az kalorili besinler yenilebilir, lifli yiyeceklerin miktarı artırılabilir, vitaminler normal yollardan alınabilir. İyi ayarlanmış, uygun seçilmiş ve devamlılık gösteren bir beslenmenin kanser riskini azalttığı unutmayın.
Araştırmalara göre kanserin olası sebepleri arasında dengesiz beslenme yüzde 35 oranında yer tutuyor. Dengesiz beslenmenin yanına bazı olumsuz yaşam alışkanlıkları da eklenirse bu oran yüzde 85’e kadar yükseliyor. Birçok hastalığın tedavisinde destekleyici unsur olarak kullanılan bitkiler, binlerce kanser hastası için de umudun diğer adı. Çünkü yapılan araştırmalar, bitkisel tedavi yöntemlerinden en sık faydalanan hasta grubunun kanserliler olduğunu gösteriyor.
Tedavi gören kanser hastalarının alternatif ve tamamlayıcı tıp yöntemlerine başvurma sıklığı ile ilgili Gülhane Askeri Tıp Akademisi ve Ankara Numune Hastanesi’nin yapmış olduğunu bir araştırma var. 704 kanser hastası üzerinde yapılan araştırma, kanser hastalarının yüzde 39.2’sinin alternatif tıp yöntemlerini kullandığını gösteriyor. Alternatif tedavi yöntemlerine başvuran hastaların yüzde 25’i, kullandığı yöntemin yararlı olduğunu düşünüyor.
KANSER HASTALARI ALTERNATİF TIP YÖNTEMİNİ KULLANIYOR
Araştırmaya göre, kanser hastaları, bağışıklık amacıyla ökse otu, dinamizmi artırması amacıyla da papatya ve kekik karışımını kullanıyorlar. Isırgan otu, bal, süt, pekmez, tereyağı, domates, lahana, arı balı, ebegümeci kanser hastalarının başvurduğu diğer bitkisel yöntemler. Araştırma, alternatif yöntemleri kanser tedavisinde kullananların sadece bitkilerden yararlanmadığını da ortaya koyuyor.
Hayvansal ürünler de kanser tedavisinde kullanılırken en çok başvurulan alternatif yöntemler; yurtdışından getirtilen köpekbalığı kıkırdağından çıkarılan yağdan yapılan tabletler ve deniz kaplumbağası kanı. Yapılan araştırmaya göre kanser hastaları, Uzakdoğu kökenli tütsülerin ve muskaların da kanser hücrelerini yok ettiğine inanıyor. Onkologlar ise beslenmedeki antioksidanların, bitkilerdeki fitokimyasal maddelerin ve Omega 3 gibi bazı yağ asitlerinin kanser gelişme riskinin azalmasında rol oynayabileceklerine işaret ediyor.
TEDAVİ EDEMİYORSAK ÖNLEYELİM
1940’lı yıllarda dünya genelinde her 450 kadından biri meme kanserine, her 550 erkekten biri prostat kanserine yakalanırken bugün her 7 kadından biri meme kanseri, her 9 erkekten biri prostat kanserine yakalanıyor. Bilimin bu kadar ilerlemiş olmasına rağmen kansere yakalanma riskinin arttığına dikkat çeken Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu, "Bilim ilerledikçe kanser görülme oranı da katlanarak üstümüze geliyor. Demek ki bir şeyler yanlış. Ben diyorum ki madem ki kanseri tedavi edemiyoruz, önleyelim. Önleyici ve koruyu hekimlik benim 15 yıldır üzerinde durduğum, tüm dünyaya tanıtmaya çalıştığım bir konu. Bitkisel kürlerle kanseri önlememiz mümkün" diyor.
Genetik olarak yakalanma riski en yüksek kanser türlerinin bağırsak kanseri ve meme kanseri olduğunu belirten Saraçoğlu, "Benim annemde, babamda bu kanser vardı. Önleyici olarak hormon tedavisi veya kemoterapi alayım diyemezsiniz. Bu diğer ilaçlarda da böyle. Kışın gribe yakalanmamak için antibiyotik alamazsınız. Ama bitkilerin önleyici ve koruyucu gücünden istifade edebilirsiniz" diye konuşuyor.
BİTKİLER DOĞRU TÜKETİLMELİ
Kansere karşı bitkilerin gücünden doğru şekilde yararlanabilmek için doğru miktarda, doğru şekilde tüketimin altını çizen İbrahim Saraçoğlu, her bitkinin kullanımında bir ölçü olduğuna, bilinçsiz kullanımların istenmeyen sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor. "Her şey bir zehirdir ama hiçbir şey zehir değildir. Her şeyde bir ölçü vardır. Bugün modern tıbbın bir ilacını fazla alırsanız zehirlenirsiniz. İnsanlar ilaç kullanarak intihar etmeye çalışıyorlar. Bitkilerde de bu böyle. İşte benim kür dediğim nokta da bu. Bitkileri doğru hazırlayacaksınız, doğru miktarda alacaksınız ve doğru tüketeceksiniz. Her şeyin fazlası zarar. Ölçü çok önemli. Bu bitkilere mahsusmuş gibi algılanmasın, her şeyde ölçü çok önemli. Bütün kimyasallar için, bütün sentetikler ya da doğal ürünler için her şeyin fazlası zararlıdır" diyor.
’KEMOTERAPİ YETERSİZ KALIYOR’
Kanser tedavisinde bitkisel yöntemlerden yararlanmak için kendisine başvuranların öncelikle doktorlar olduğunu belirten Saraçoğlu, doktorlar tarafından yönlendirilen hastaların kendisine ulaştığını ifade ediyor. Tek başına hiçbir hastanın tedavisine yardımcı olmadığının altını çizen Saraçoğlu, "Gelen hastaların hekimleriyle mutlaka irtibata geçerim, hangi tedavileri alıyor öğrenirim. Ben hastaların doktorlarıyla görüşerek onlara yardımcı olmaya çalışıyorum. Ve bitkisel olarak destekleyici ve yardımcı tedavi uyguluyorum" diye konuşuyor. Saraçoğlu, kemoterapi ve radyoterapi tedavisi gören hastalara bitkisel tedavi uygulanmaması gerektiğinin de altını çiziyor.
Kanser rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılan kemoterapi ve radyoterapi uygulamalarının kanseri tedavi etmediğini söyleyen Saraçoğlu, bu tedavi yöntemlerini ’semptomatik’ tedavi olarak nitelendiriyor. Kemoterapi ve radyoterapinin kanser hücrelerinde küçülme sağladığını ama kansere sebep olan mekanizmaları ortadan kaldırmakta yetersiz olduğunu ifade eden İbrahim Saraçoğlu, "Onun için Prof. Dr. Linus Pavling ’Bugünkü klasik kanser tedavisi tıbbın en büyük sahtekarlığıdır’ der. Bunu söyleyen iki tane Nobel ödülünün sahibi bir kimyager. Halkımız zannediyor ki radyoterapi ile kemoterapi ile tedavi oluyorum, hayır. Buranın doğru açıklanması lazım. Ben kesinlikle modern tıbba karşı değilim ama klasik kanser tedavisi bir tedavi şekli değildir" diye konuşuyor.
EN ÇOK TÜKETİLEN BİTKİ ISIRGAN OTU
Türkiye’de kanser hastalarının, kanserden korunmak için sıklıkla başvurduğu bitkilerin başında ise ısırgan geliyor. Doğal olarak yetiştikleri ortamlardan toplanan ısırgan yapraklarının ve ısırgan tohumlarının kanseri önleyici gücü olduğunu doğrulayan Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu, tek başına ısırgan otunun tedavi edici gücü olmadığını vurguluyor. "Bir hastalığa yakalanmadan önceki tedavi ile yakalandıktan sonraki tedavi arasında çok fazla fark var. Isırganın tohumları, yaprakları hakikaten kanseri önleyici güce sahip.
Ama yakalandıktan sonra tek başına ısırgan tedavi edici değildir. Isırgan otunun akciğer kanserine karşı tedavi edici gücü yüzde 3’tür. Ama ısırganın, akciğer kanserine karşı tedavi edici gücünden istifa edebilmek için ısırganla ebegümecini beraber kullanacaksınız. Tek başına ısırgan hayır. Isırganın kandaki trombosit sayısını düşürdüğü söyleniyor. Yok böyle bir şey. Tabii siz çok fazla miktarda ısırgan alırsanız, zararlı. Isırgan vücuttan hem tuz atar hem de su. Isırganı fazla miktarda tüketirseniz vücudunuzun tuz dengesini bozarsınız. Ama ısırganı uygun miktarlarda kullanırsanız zarar değil fayda görürsünüz" diye konuşuyor.
ISIRGAN OTU YERİNE BROKOLİ
Türkiye Kanserle Savaş Vakfı Onkoloji ve Erken Tanı Merkezi Tıbbi Direktörü Doç. Dr. Metin Aran ise ısırgan yerine brokoli tüketilmesinden yana. Brokolinin kanser rahatsızlıklarının önlenmesi ve tedavi edilmesi için çok yararlı bir besin olduğunu belirten Aran, "Hijyenik olmayan yerlerde toplanan ve temizlenmesi zahmetli olan ısırgan otu yerine brokoli tüketmek daha faydalı" diyor. Prostatit, iyi huylu prostat büyümesi, gırtlak, yemek borusu ve prostat kanserini önleyici, hormon dengeleyici, idrar yolları enfeksiyonu ve mide ülserine karşı etkili olan brokoli, ayrıca önemli bir antioksidan kaynağı olarak gösteriliyor.
BUNLARA DİKKAT EDİN
Beslenmede doğaya dönüşün önemi yanında besinlerin seçimi ve hazırlanış şekli de önem taşıyor. Beslenme alışkanlığında bir diğer önemli konu da yüksek ısıda sağlıklı olmayan pişirme şekli. Çünkü kızarmış veya yanmış et veya balık üzerinde ateşin etkisiyle kanser yapıcı maddeler oluşur.
Dumanlanmış veya nitritler ile tütsülenmiş etler de kanser yapıcı olabilir. Ancak bu kanser yapıcılar az miktarlarda, özellikle kanser koruyucuları içeren bitki ve meyvelerle yenildiği zaman, zararlı olmayabilir. Esasında düşük ısılı buğulama, tencere pişirimi, yumurtanın suda pişirilmesi, yavaş ateşte kaynatmak veya mikrodalga gibi yöntemleri kullanmak daha doğru. Ayrıca, ızgarada pişirilen köftelerin dış yüzlerinde yanmış kömür-katran benzeri maddelerin oluşması da kanser yapma açısından risk taşıyor.
Kişi şişman ise fazla kilolar verilebilir, az yağlı az kalorili besinler yenilebilir, lifli yiyeceklerin miktarı artırılabilir, vitaminler normal yollardan alınabilir. İyi ayarlanmış, uygun seçilmiş ve devamlılık gösteren bir beslenmenin kanser riskini azalttığı unutmayın.
Bitkiler Nasıl Toplanır
Bir bitkinin çeşitli organları, birbirine benzemeyen etkin maddeler içerir. Şifalı bitkilerle tedavi alanında bu organlar, bitkisel droglar olarak tanımlanır. Yaygın olarak kullanılan organ, glikozitler ve alkaloitler içeren yapraklardır. Kök ve yapraklar arasında taşıma işlevi üstlenen bir yol olarak tanımlanabilecek saplar ise genellikle kullanılmaz, ama bu kural bazı bitkilerde değişebilir. Yani, bazı bitkilerin sapları da etkin madde içerebilir. Aynı biçimde, bazı ağaçların kabukları da etkin madde açısından zengindir. Yeraltındaki, adeta depo görevi üstlenen sürgünler, biçimlerine göre, köksap, yumru, kök veya soğan adları ile tanımlanır. Kökler, topraktan emdikleri su ve madensel tuzları yapraklara gönderirler. Genellikle şeker, bazen vitaminler ve alkaloitler depolarlar. Çiçek ve meyve, bitkinin soyunun devamının sağlanması görevini üstlenmişlerdir. Genellikle içerdikleri etkin maddeler nedeniyle, şifalı bitkilerle tedavi alanında önemli yere sahiptirler. Çiçeklerin renkli taç yaprakları, boyar madde alanında çeşitli zenginlikler içerirler. Toplanmayan çiçek meyve oluşturur. Bitki tohumu (veya danesi), bitkinin gelişme aşamasında gerekli olan etkin maddelerin özünü içeren bir depodur. Çiçeksiz bodur bitkiler ise, çiçek tozu (polen) benzeri, sarımsı tozlar üretirler.
Şifalı Bitkilerin Toplanması ve Kurutulması
Yanlışlıkla zehirli bir bitki toplamamak için, toplanmadan önce, söz konusu bitkinin kesin olarak teşhis edilmesi gerekir! Örneğin maydanozgiller ailesine ait bitkilerin arasında zehirli türler de vardır. Bu yüzden, çok dikkatli olmak gerekir. Bitkiler hakkında verilen ayrıntılı bilgiler ve resimler bu konuda aydınlatıcı olacaktır.
Bitkiler, hiçbir zaman, yağmurlu, sisli ve rutubetli havalarda toplanmamalıdır! toplama için en uygun saat ise, 10-16 arasıdır. Bu saate kadar güneş yükselmiş ve sabah kırağısı ile nemlenmiş olan bitkileri kurutmuş olacaktır. Yalnızca temiz ve lekesiz olan bitkiler kullanılmalıdır. Kurutulmak üzere toplanan bitkiler, kökler hariç, kesinlikle yıkanmamalıdır! Bitki toplanan yerlerin, çevre kirliliği etkisine girmemiş olması gerekir. Şifalı bitkiler, otoyol kıyılarından kesinlikle toplanmamalıdır. Bu bitkiler, motor egzozlarından çıkan dumanların içerdiği kurşunla kirlenmiş olduklarından, zehirli sayılmalıdır! Bitki toplanan bahçelerin, tarlaların, çayırların yakınında veya uzağında haşarata karşı ilaçlama yapılmamış olması gerekir, çünkü rüzgar o zehirli ilaçları çevreye taşıyabilir.
Bitki yaprakları genç, ama tam gelişmiş olduklarında, çiçekler ise tam olarak açtıklarında, genç ve tazeyken toplanmalıdır. Toprağın üstündeki bitkinin tümü, çiçeklenme aşamasında, meyveler ise tam olgunlaştıklarında toplanır. Kökler, ancak gelişmelerini tamamladıklarında, genellikle ilkbaharda ve sonbaharda toplanmalıdır. Ağaç kabukları ilkbaharda, genç dallardan soyulmalıdır. Dallar bu mevsimde henüz kurumamış olduğu için, kabuklar daldan kolayca ayrılacaktır.
Şifalı bitkilerin kurutulması, içerdikleri etkin maddelerin değişime uğramasını veya yok olmasını önler. Ayrıca, mantarların ve bakterilerin yaşam alanları da böylece kurutulmuş olur. Bitkilerin kurutulmasının, konserve etmek anlamında algılanılması gerekir ve toplamanın hemen ardından gerçekleştirilmelidir. Kurutma için en uygun ortam, havadar ve gölgeli bir yer olacaktır. Güneş altında kurutulmak istenen bitkiler, çiçek, yaprak ve meyvelerinde bulunan uçucu yağları yitirirler. En ideali, bitkilerin büyücek bir elek üstüne yayılarak veya demet halinde saplarından bağlanıp, yüksek bir yere asılarak kurutulmasıdır. Bitkilerin tam anlamıyla kurumasına çok dikkat edilmelidir. Kuruma aşaması sona erdiğinde, bitkiler ince ince kıyılarak, hava almayan kaplarda, kullanıma hazır biçimde saklanmalıdır.
Bitkiler yapay ısıda da kurutulabilir, ama ısı derecesine dikkat etmek gerekir. Aromatik kokulu bitkilerin tümü, uçucu yağ içerdikleri için, ancak 35 dereceye kadar dayanabilirler. Öteki bitkilerin genelde 60 dereceye kadar dayanabildikleri söylenebilir. Ama, fermantasyon oluşmaması için, hava akımı yaratılması şarttır. Çok ince olmayan kökler, fırçalanarak iyice yıkandıktan sonra, havadar bir ortamda kurutulmalıdır.
Bitki organları tam anlamıyla kuruduktan sonra, nem ve ışıktan korunacakları, hava almayan kaplara doldurulur. Saydam cam kaplar ışık geçireceği için, loş ortamda saklanmalıdır. Bitkilerin saklandığı kapların üstüne, toplama tarihi ve içerik hakkında bilgi veren etiketler yapıştırılmalıdır. Çünkü bitkiler, kuruyup ince kıyıldıktan sonra, birbirlerinden kolayca ayırt edilemezler. Bitkilerin saklanması için, teneke veya tahta kutular, renkli cam kavanozlar kullanılabilir.
Şifalı Bitkiler Toplama Kuralları
Şifalı bitkileri doğadan kendisi toplamak isteyen kişinin, en azından temel botanik bilgilerine sahip olması gerekir. Bu bilgilere sahip olup olmadığını kişinin kendisi de saptayabilir. Bunun için kendine şu soruları sormalıdır:
-Aradığım bitkiyi doğada, hiçbir soru işaretine yer bırakmayacak kesinlikle bulabilir miyim?
-Bazı bitkilerin zehirli ikizleri olduğunu biliyor muyum?
-Zehirli oldukları için ölüm tehlikesine yol açabilecek bitkilerle kendimi tedavi etmeye kalkışmamam gerektiğini biliyor muyum?
-Hangi ortamlardan bitki toplayabileceğime, hangi çayırların, tarlaların, orman kıyılarının çevre kirliliğinden etkilenip etkilenmediğine karar verebilir miyim?
-Etkin maddelerinin en yoğun olduğu zamanda toplayarak, bitkilerin şifalı gücünden en fazla yararı sağlayabilmek için, onları hangi mevsimde, ve günün hangi saatlerinde toplamam gerektiğini biliyor muyum?
-Çay hazırlayabilmek için bitkinin hangi organının drog hazırlamaya elverişli olduğunu(çiçek, meyve, tohum, kök, kabuk veya bitkinin tümü) biliyor muyum?
Şifalı bitkileri toplama sırasında genel olarak özen gösterilmesi gereken konuların başında, doğayı koruma kavramı yer almalıdır. Bitkileri planlı bir biçimde toplayınız. Rastladığınız bir bitki kümesinin tümünü toplamayınız ki, bir sonraki mevsimde orada aynı bitkileri yine bulabilesiniz. Çiçeklerini, yapraklarını veya meyvelerini topladığınız ağaçları veya çalı türü bodur bitkileri hırpalamayınız, dallarını kırmayınız. Çayırlara, çimenliklere, çiğneyip ezmeden, dikkatle girin. İhtiyacınızdan fazla bitkiyi toplamamaya özen gösterin. Drog olarak kökünden yararlanılan bitkilerin soylarının kurutulmasına katkıda bulunabileceğinizi hiçbir zaman unutmayınız.
Şifalı bitkileri kendisi toplamak isteyen kişi, bilgisizlik veya yanlışlıkla zehirli bitki kullanarak büyük bir sorumluluk altına girebileceğinin bilincinde olmalıdır. Bitki toplamaya yardım eden çocukların sürekli kontrol altında tutulmaları gerekir. Kesin olarak teşhis edemediğiniz bitkileri toplamayınız. Onları, eğer rastlayabilirseniz, güvenebileceğiniz bir şifalı bitki satıcısından, belki de kullanıma çok daha elverişli durumda satın alabilirsiniz!
Bitkisel Kaynaklı Etkin Madde Grupları
Şifalı bitkilerin, gelişim süreleri boyunca bünyelerinde oluşturarak depoladıkları çeşitli etkin maddeler vardır. Ama bu maddelerden bir bölümünün doğrudan tedavi amaçlı kullanılmadığını belirtmek gerekir. Her şifalı bitkide, etkin maddelerin yanı sıra, bu etkinlikle ilişkisi olmayan başka maddeler de vardır. Dengeleyici veya yönlendirici madde olarak tanımlanan bu maddeler, etkin maddelerin insan organizması tarafından kabul edilişini bazen hızlandırır, bazen de yavaşlatabilirler. Bitkisel kaynaklı drogların bir özelliğidir bu. Şifalı bitkiler, genellikle birden çok etkin madde içerirler ve bu etkin maddelerden biri, bitkinin hangi hastalığa karşı kullanılması gerektiğinin belirlenmesinde başlıca rolü oynar. Dengeleyici veya yönlendirici maddelerin, bir şifalı bitkinin tedavi etme gücünü ne oranda etkilediğinin saptanabilmesi, ancak bitkinin etkin maddesinin izole edilmesi sonucunda belirlenebilir. Bu durumda, bitkinin içerdiği maddelerin etki alanı tümüyle değişecektir. Ancak, bitkinin içerdiği maddelerin tümü, dengeleyici maddeler de dahil olmak üzere bir bütün oluşturduklarında, o bitkiye özgü etki elde edilebilir ve bu da bitkisel kaynaklı drogların bir başka özelliğidir.
Şifalı Bitkilerin Toplanması ve Kurutulması
Yanlışlıkla zehirli bir bitki toplamamak için, toplanmadan önce, söz konusu bitkinin kesin olarak teşhis edilmesi gerekir! Örneğin maydanozgiller ailesine ait bitkilerin arasında zehirli türler de vardır. Bu yüzden, çok dikkatli olmak gerekir. Bitkiler hakkında verilen ayrıntılı bilgiler ve resimler bu konuda aydınlatıcı olacaktır.
Bitkiler, hiçbir zaman, yağmurlu, sisli ve rutubetli havalarda toplanmamalıdır! toplama için en uygun saat ise, 10-16 arasıdır. Bu saate kadar güneş yükselmiş ve sabah kırağısı ile nemlenmiş olan bitkileri kurutmuş olacaktır. Yalnızca temiz ve lekesiz olan bitkiler kullanılmalıdır. Kurutulmak üzere toplanan bitkiler, kökler hariç, kesinlikle yıkanmamalıdır! Bitki toplanan yerlerin, çevre kirliliği etkisine girmemiş olması gerekir. Şifalı bitkiler, otoyol kıyılarından kesinlikle toplanmamalıdır. Bu bitkiler, motor egzozlarından çıkan dumanların içerdiği kurşunla kirlenmiş olduklarından, zehirli sayılmalıdır! Bitki toplanan bahçelerin, tarlaların, çayırların yakınında veya uzağında haşarata karşı ilaçlama yapılmamış olması gerekir, çünkü rüzgar o zehirli ilaçları çevreye taşıyabilir.
Bitki yaprakları genç, ama tam gelişmiş olduklarında, çiçekler ise tam olarak açtıklarında, genç ve tazeyken toplanmalıdır. Toprağın üstündeki bitkinin tümü, çiçeklenme aşamasında, meyveler ise tam olgunlaştıklarında toplanır. Kökler, ancak gelişmelerini tamamladıklarında, genellikle ilkbaharda ve sonbaharda toplanmalıdır. Ağaç kabukları ilkbaharda, genç dallardan soyulmalıdır. Dallar bu mevsimde henüz kurumamış olduğu için, kabuklar daldan kolayca ayrılacaktır.
Şifalı bitkilerin kurutulması, içerdikleri etkin maddelerin değişime uğramasını veya yok olmasını önler. Ayrıca, mantarların ve bakterilerin yaşam alanları da böylece kurutulmuş olur. Bitkilerin kurutulmasının, konserve etmek anlamında algılanılması gerekir ve toplamanın hemen ardından gerçekleştirilmelidir. Kurutma için en uygun ortam, havadar ve gölgeli bir yer olacaktır. Güneş altında kurutulmak istenen bitkiler, çiçek, yaprak ve meyvelerinde bulunan uçucu yağları yitirirler. En ideali, bitkilerin büyücek bir elek üstüne yayılarak veya demet halinde saplarından bağlanıp, yüksek bir yere asılarak kurutulmasıdır. Bitkilerin tam anlamıyla kurumasına çok dikkat edilmelidir. Kuruma aşaması sona erdiğinde, bitkiler ince ince kıyılarak, hava almayan kaplarda, kullanıma hazır biçimde saklanmalıdır.
Bitkiler yapay ısıda da kurutulabilir, ama ısı derecesine dikkat etmek gerekir. Aromatik kokulu bitkilerin tümü, uçucu yağ içerdikleri için, ancak 35 dereceye kadar dayanabilirler. Öteki bitkilerin genelde 60 dereceye kadar dayanabildikleri söylenebilir. Ama, fermantasyon oluşmaması için, hava akımı yaratılması şarttır. Çok ince olmayan kökler, fırçalanarak iyice yıkandıktan sonra, havadar bir ortamda kurutulmalıdır.
Bitki organları tam anlamıyla kuruduktan sonra, nem ve ışıktan korunacakları, hava almayan kaplara doldurulur. Saydam cam kaplar ışık geçireceği için, loş ortamda saklanmalıdır. Bitkilerin saklandığı kapların üstüne, toplama tarihi ve içerik hakkında bilgi veren etiketler yapıştırılmalıdır. Çünkü bitkiler, kuruyup ince kıyıldıktan sonra, birbirlerinden kolayca ayırt edilemezler. Bitkilerin saklanması için, teneke veya tahta kutular, renkli cam kavanozlar kullanılabilir.
Şifalı Bitkiler Toplama Kuralları
Şifalı bitkileri doğadan kendisi toplamak isteyen kişinin, en azından temel botanik bilgilerine sahip olması gerekir. Bu bilgilere sahip olup olmadığını kişinin kendisi de saptayabilir. Bunun için kendine şu soruları sormalıdır:
-Aradığım bitkiyi doğada, hiçbir soru işaretine yer bırakmayacak kesinlikle bulabilir miyim?
-Bazı bitkilerin zehirli ikizleri olduğunu biliyor muyum?
-Zehirli oldukları için ölüm tehlikesine yol açabilecek bitkilerle kendimi tedavi etmeye kalkışmamam gerektiğini biliyor muyum?
-Hangi ortamlardan bitki toplayabileceğime, hangi çayırların, tarlaların, orman kıyılarının çevre kirliliğinden etkilenip etkilenmediğine karar verebilir miyim?
-Etkin maddelerinin en yoğun olduğu zamanda toplayarak, bitkilerin şifalı gücünden en fazla yararı sağlayabilmek için, onları hangi mevsimde, ve günün hangi saatlerinde toplamam gerektiğini biliyor muyum?
-Çay hazırlayabilmek için bitkinin hangi organının drog hazırlamaya elverişli olduğunu(çiçek, meyve, tohum, kök, kabuk veya bitkinin tümü) biliyor muyum?
Şifalı bitkileri toplama sırasında genel olarak özen gösterilmesi gereken konuların başında, doğayı koruma kavramı yer almalıdır. Bitkileri planlı bir biçimde toplayınız. Rastladığınız bir bitki kümesinin tümünü toplamayınız ki, bir sonraki mevsimde orada aynı bitkileri yine bulabilesiniz. Çiçeklerini, yapraklarını veya meyvelerini topladığınız ağaçları veya çalı türü bodur bitkileri hırpalamayınız, dallarını kırmayınız. Çayırlara, çimenliklere, çiğneyip ezmeden, dikkatle girin. İhtiyacınızdan fazla bitkiyi toplamamaya özen gösterin. Drog olarak kökünden yararlanılan bitkilerin soylarının kurutulmasına katkıda bulunabileceğinizi hiçbir zaman unutmayınız.
Şifalı bitkileri kendisi toplamak isteyen kişi, bilgisizlik veya yanlışlıkla zehirli bitki kullanarak büyük bir sorumluluk altına girebileceğinin bilincinde olmalıdır. Bitki toplamaya yardım eden çocukların sürekli kontrol altında tutulmaları gerekir. Kesin olarak teşhis edemediğiniz bitkileri toplamayınız. Onları, eğer rastlayabilirseniz, güvenebileceğiniz bir şifalı bitki satıcısından, belki de kullanıma çok daha elverişli durumda satın alabilirsiniz!
Bitkisel Kaynaklı Etkin Madde Grupları
Şifalı bitkilerin, gelişim süreleri boyunca bünyelerinde oluşturarak depoladıkları çeşitli etkin maddeler vardır. Ama bu maddelerden bir bölümünün doğrudan tedavi amaçlı kullanılmadığını belirtmek gerekir. Her şifalı bitkide, etkin maddelerin yanı sıra, bu etkinlikle ilişkisi olmayan başka maddeler de vardır. Dengeleyici veya yönlendirici madde olarak tanımlanan bu maddeler, etkin maddelerin insan organizması tarafından kabul edilişini bazen hızlandırır, bazen de yavaşlatabilirler. Bitkisel kaynaklı drogların bir özelliğidir bu. Şifalı bitkiler, genellikle birden çok etkin madde içerirler ve bu etkin maddelerden biri, bitkinin hangi hastalığa karşı kullanılması gerektiğinin belirlenmesinde başlıca rolü oynar. Dengeleyici veya yönlendirici maddelerin, bir şifalı bitkinin tedavi etme gücünü ne oranda etkilediğinin saptanabilmesi, ancak bitkinin etkin maddesinin izole edilmesi sonucunda belirlenebilir. Bu durumda, bitkinin içerdiği maddelerin etki alanı tümüyle değişecektir. Ancak, bitkinin içerdiği maddelerin tümü, dengeleyici maddeler de dahil olmak üzere bir bütün oluşturduklarında, o bitkiye özgü etki elde edilebilir ve bu da bitkisel kaynaklı drogların bir başka özelliğidir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)